Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in İstanbul’daki Kadıköy Lisesi’ne yapacağı ziyaret öncesinde okula bir pankart asıldı. Pankartta şu yazıyordu: “Bize gelecek yoksa sana huzur yok, Yusuf Tekin istifa.”
Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve partinin Öğrenci Komitesi üyesi olan, 19 ve 20 yaşlarındaki Nevin Tekin ile Nehir Dizdar’ın evleri cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı basıldı. Geceyi nezarette geçirdiler. Pazar günü öğleden sonra bir sulh ceza hâkimliği ikisini de tutukladı. Nevin Tekin, bakanla aynı soyadını taşıyor; hiçbir kaynak aralarında bir bağ bulunduğunu belirtmiyor.
TİP milletvekili ve hukukçu Sera Kadıgil, tutuklama zaptının bir bölümünü paylaştı. Zaptı, hâkimliğin yazdığı sırayla okumakta yarar var.
Hâkimlik önce, şüphelilerin “Birden Fazla Kişi Tehdit” olarak nitelediği suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunduğunu belirtti ve bu şüpheyi ortaya koyan somut delilleri sıraladı. Kararın kendi parantezi içindeki liste şöyle: “kolluk tutanakları, şüphelilerin savunmaları, araştırma tutanakları, görüntü tespit tutanakları, şüphelilerin pişmanlık göstermemeleri gibi”.
Bu listedeki iki unsur, bir suçun işlendiğine dair delil değildir. Biri, sanıkların kendi savunmalarında söyledikleridir. Diğeri, pişmanlık duymamış olmalarıdır. Her ikisi de kararın suç şüphesini ortaya koyan bölümünde yer alıyor; tutuklama nedenlerini ele alan ayrı bölümde değil.
Hâkimlik daha sonra pankartı suç hâline getiren şeyi açıkladı. “Sana huzur yok” ifadesi, kararın kendi sözleriyle, “kişinin geleceğine yönelik şahsın huzur ve hürriyetine açıkça tehdit ve göz dağı niteliğinde” değerlendirildi.
Hâkimlik, delillerin tam olarak toplanmamış olduğuna ve karartılması ihtimalinin bulunduğuna, şüphelilerin kaçma şüphesi taşıdığına ve kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağına hükmetti. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi uyarınca ikisinin de “AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA” karar verdi.
Tehdit, aynı Kanun’un 100/3. maddesinde sayılan katalog suçlardan değil. Katalog suçlarda hâkimlik tutuklama nedeninin var sayılabileceğini kabul edebilir. Burada edemezdi. Tutuklama nedenlerini bulmak zorundaydı ve bunun için dayandığı malzemenin içinde, iki genç kadının özür dilememiş olması da vardı.
Kadıgil, savcının ifadelerini alma gereği bile görmeden tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ettiğini söylüyor. Buna karşın karar, şüphelilerin savunmalarını deliller arasında sayıyor. İfadelerin savcılık yerine kollukta ya da hâkimlikte alınmış olması hâlinde iki anlatım da doğru olabilir; çelişki kayıtlarda duruyor ve biz de not ediyoruz.
Türk Ceza Kanunu’nun 106/2. maddesindeki nitelikli tehdit suçunun cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis. Hâkimliğe göre, bir okulun demir parmaklığına asılmış bir çarşafa ilişkin soruşturmada adli kontrolle serbest bırakmayı yetersiz kılan şey, işte bu ceza aralığıydı.
“Bir bakanı pankart açıp istifaya davet etmek suç” diye yazdı Kadıgil. Zaptı “bir hukukçu olarak utanç içinde” paylaştığını belirtti.
Eğitim Sen, barışçıl protestonun suç olarak nitelenemeyeceğini söyledi; öğrencilerin serbest bırakılmasını ve haklarındaki soruşturmaların kaldırılmasını istedi. TİP ise şunu söyledi: “Baskılarınızla gerçeklerin üzerini örtemezsiniz, gençliğin hesap sormasını engelleyemezsiniz.”
Hâkimliğin, bakanın huzuruna ve hürriyetine yönelik bir tehdit olarak değerlendirdiği şey, onun istifasını isteyen bir taleptir. Suçun işlendiğine dair delil olarak kayda geçirdiği şey ise, bu talebi dile getiren iki kişinin bundan dolayı özür dilemeye yanaşmamış olmasıdır.
Kaynaklar:
1- Sera Kadıgil (@serakadigil), 25 Ekim 2026, tutuklama zaptını paylaşan gönderi: https://x.com/serakadigil/status/2114391482450747458
2- Sözcü (@gazetesozcu), 26 Ekim 2026: https://x.com/gazetesozcu/status/2114588797748793461
3- Bianet, “Yusuf Tekin’in ziyareti öncesi pankart asan iki öğrenci tutuklandı”, 26 Ekim 2026: https://bianet.org/haber/yusuf-tekinin-ziyareti-oncesi-pankart-asan-iki-ogrenci-tutuklandi-324792