Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir annenin iki çocuğu üzerindeki velayetinin, terör örgütüyle bağlantı iddiasıyla elinden alınmasına ilişkin başvuruyu Türkiye hükümetine tebliğ etti. Dava, 33480/24 başvuru numaralı Turhan/Türkiye davası; başvuru 1 Kasım 2024’te yapıldı, 7 Eylül 2026’da tebliğ edildi ve 28 Eylül’de yayımlandı. Mahkeme hükümete sorularını yöneltmiştir; herhangi bir tespitte bulunmuş değildir.
Şeyda Turhan ile Mahkeme’nin metninde M.Y. olarak anılan eski eşinin 2010 ve 2015 doğumlu iki çocuğu var. Turhan, Kasım 2017’de boşanma ve velayet davası açtı. Bu dava sırasında M.Y., Turhan’ın, Türk makamlarının “FETÖ/PDY” olarak adlandırdığı örgütle “iltisak veya irtibatı” bulunduğu gerekçesiyle eş ve anne olarak sorumluluklarını yerine getirmediğini ileri sürdü. M.Y.’nin gösterdiği çok sayıda tanık, aile mahkemesi önünde bu iddiaları destekledi.
Eylül 2018’de sosyal hizmet uzmanları, bir psikolog ve bir pedagogdan oluşan bir kurul, aile mahkemesine sunduğu sosyal inceleme raporunda, çocukların küçük yaşta olmaları ve son dokuz aydır anneleriyle yaşamaları başta olmak üzere çeşitli gerekçelerle velayetin anneye verilmesini önerdi.
Nisan 2019’da Turhan hakkında örgüt üyeliği suçlamasıyla iddianame düzenlendi. Ceza yargılamasında aynı tanıklar ifadelerini tekrarladı; tanıklardan biri, Turhan’ın bir keresinde “FETÖ için iki mürit yetiştiriyorum” dediğini öne sürdü.
Kasım 2019’da ceza mahkemesi Turhan’ın beraatine karar verdi. Mahkeme, tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini; zira bu beyanların, boşanma ve velayet davasında Turhan aleyhine delil üretmek amacıyla, eşine bağlı kişiler tarafından verildiğini belirtti.
Ertesi gün aile mahkemesi boşanmaya hükmetti ve çocukların velayetini anneye verdi.
Kasım 2020’de Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı kaldırdı ve velayeti M.Y.’ye verdi. Mahkeme, Turhan beraat etmiş olsa dahi ceza dosyasındaki delillerin onun “FETÖ/PDY sempatizanı” olduğunu gösterdiğini ve bunun çocukların gelişimini tehdit edeceğini belirtti. Yargıtay kararı Nisan 2021’de onadı.
Şubat 2021’de Turhan, velayet düzenlemesinin değiştirilmesi istemiyle yeni bir dava açtı. Eylül 2021’de bir psikolog, aile mahkemesine sunduğu raporda, çocukların küçük yaşta olmaları ve kendi beyan ettikleri istekleri başta olmak üzere gerekçelerle velayetin anneye verilmesini önerdi. Şubat 2022’de aile mahkemesi, ilk velayet davasında verilen karardan ayrılmayı gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetti. Bölge adliye mahkemesi, Eylül 2022’de Turhan’ın istinaf başvurusunu reddetti.
Mart 2024’te Anayasa Mahkemesi, Turhan’ın iki bireysel başvurusunu birleştirdi, tüm şikâyetlerini aile hayatına saygı hakkı kapsamında inceledi ve üçe karşı iki oyla Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine karar verdi.
Turhan, AİHM önünde, beraatine rağmen yalnızca “sempatizan” olduğu varsayımıyla velayetin eski eşine verilmesinin 8. maddeyi; iç hukuk mahkemelerinin, kendisiyle husumetli kişilerin tanık beyanlarına dayanmasının ise 6. maddeyi ihlal ettiğini ileri sürüyor.
Mahkeme hükümete şunları sordu: Velayetin verilmemesi hukuka uygun ve 8. maddenin ikinci fıkrası bakımından gerekli miydi? İç hukuk mahkemelerinin gösterdiği gerekçeler, somut koşullarda ilgili ve yeterli miydi? Bu mahkemeler çocukların üstün yararına öncelikli önem atfetti mi? Karar alma süreci adil miydi ve çatışan menfaatlere gereken saygıyı sağlayabilecek nitelikte miydi?
İki ayrı uzman değerlendirmesi, çocukların anneleriyle kalmasını önerdi. Bir ceza mahkemesi, aleyhindeki tanıkları güvenilmez buldu ve anneyi beraat ettirdi. Ardından bir istinaf mahkemesi, aynı delillere dayanarak ceza mahkemesinin varmayı reddettiği bir sonuca ulaştı ve bunu, Türk hukukunda suç teşkil etmeyen bir nitelendirmeyle yaptı.
Kaynaklar:
1- AİHM, Turhan/Türkiye, B. No: 33480/24, 7 Eylül 2026’da tebliğ edildi, 28 Eylül 2026’da yayımlandı: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252771
2- Ufuk Yeşil, X paylaşımı, 28 Eylül 2026: https://x.com/DrUfukYesil33/status/2104501363136737301
Hukuki not:
Aile hayatı ve velayet (AİHS madde 8). Velayet uyuşmazlıklarında iç hukuk mahkemeleri, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmak, ailenin durumunu derinlemesine incelemek ve 8. maddenin koruduğu menfaatleri gözetebilecek nitelikte adil bir karar alma süreci yürütmek zorundadır. Çocuğun üstün yararı öncelikli olarak dikkate alınmalıdır. Bkz. Petrov ve X/Rusya, B. No: 23608/16, §§ 98-114, 23 Ekim 2018; A ve Diğerleri/İzlanda, B. No: 25133/20 ve 31856/20, §§ 84-90, 15 Kasım 2022; Vujica/Hırvatistan, B. No: 56163/12, 8 Ekim 2015.
Beraat ve sonraki velayet yargılamaları. Beraat kararı, aile mahkemelerinin ya da çocuk koruma makamlarının, çocuğun esenliğine ilişkin yargılamalarda geçerli ispat ölçütleri çerçevesinde olguları değerlendirmesine tek başına engel değildir. Ancak Mahkeme, A ve Diğerleri/İzlanda kararında, ulusal mahkemenin beraat kararının bağlayıcılığına saygı gösterdiğini, beraat eden ebeveyni cezai anlamda suçlu muamelesine tabi tutmadığını ve çocuğun esenliğine ilişkin, sonradan elde edilmiş kapsamlı ve bağımsız delillere dayandığını vurgulamıştır.
Beraat sonrası masumiyet karinesi (madde 6/2). Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09, 12 Temmuz 2013: beraatin ardından kişi hukuk önünde masumdur ve bu masumiyetle bağdaşır biçimde muamele görmelidir. Sonraki yargılamalarda, sona ermiş ceza yargılamasıyla yeterli bir bağlantı bulunması hâlinde 6. maddenin 2. fıkrası uygulanabilir; sonraki bir mahkemenin ceza hükmünü ya da delilleri gözden geçirmesi veya olası cezai suçluluk hakkında değerlendirmede bulunması da bu kapsamdadır.
Örgüt üyeliği iddiasında bireyselleştirilmiş değerlendirme (madde 7). Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD], B. No: 15669/20, 26 Eylül 2023 ve Yasak/Türkiye [BD], B. No: 17389/20, 5 Mayıs 2026 kararlarında Büyük Daire, silahlı terör örgütü üyeliğinden cezai sorumluluk bağlamında, suçun maddi ve manevi unsurlarının bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu ilkeler cezai sorumluluğa ilişkindir ve 8. madde kapsamında gereken çocuk esenliği değerlendirmesinden ayrı tutulmalıdır.
Çocuk hakları. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinin 1. fıkrası, çocuğun üstün yararının öncelikli olarak gözetilmesini; 9. maddesi, yetkili makamların yargısal denetime tabi olarak ayrılığın çocuğun üstün yararı için gerekli olduğuna karar verdiği hâller dışında çocuğun ebeveynlerinden ayrılmamasını; 12. maddesi ise çocuğun kendisini ilgilendiren yargılamalarda görüşlerini ifade etme hakkını güvence altına alır. Türkiye Sözleşme’yi 1995’te onaylamıştır.