Salı sabahı saat altıda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı il genelinde eş zamanlı operasyon yaptı. On kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Başsavcılığın basın açıklaması hepsi için tek bir gerekçe ve iddia gösteriyor: ByLock kullanmış olmaları.
Başka hiçbir iddia yok. Banka hesabı yok, telefon kaydı yok, tanık yok, belge yok. Bir uygulama.
Açıklamaya göre on kişi arasında aktif kamu görevlisi olan bir uzman öğretmen ve bir psikolog var. Uzman öğretmenlik bir tanım değil, devletin verdiği bir unvandır: 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu uyarınca, en az on yıl hizmeti bulunan, 180 saatlik mesleki gelişim programını tamamlamış, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası bulunmayan ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı yazılı sınavdan 70 ve üzeri puan almış öğretmenlere verilir. Devlet bu kişiyi sınava aldı, bu kişiyi terfi ettirdi ve bu kişiyi istihdam ediyor. Salı sabahı saat altıda kapısına polis gönderdi.
Operasyonu Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü yürüttü.
Açıklama ByLock’u “örgütün kripto haberleşme programı” olarak tanımlıyor. Bu niteleme, bu on dosyada hiçbir mahkemenin verdiği bir karar değil. Sorunun kendisi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında, Türk mahkemelerinin bu uygulamanın kullanılmasını silahlı örgüt üyeliğinin bütün unsurlarının kesin kanıtı saymakla 7. maddeyi; sanığa hiç verilmemiş ve güvenilirliğine dair itirazlarının hiç sınanmasına izin verilmemiş bir veriye dayanarak mahkûmiyet kurmakla da 6/1. maddeyi ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme sorunun sistemik olduğunu belirtti ve 46. madde uyarınca genel tedbirlere işaret etti.
Bu, salı gününden üç yıl üç hafta önceydi.
Mahkeme 16 Aralık 2025’te, 2.420 başvurucuyu kapsayan üç karar daha verdi ve ByLock kullanımının tespitinin “tek başına, suçun bütün kurucu unsurlarının varlığının kesin kanıtı” olarak işlev gördüğünü, bunun “çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir sorundan kaynaklandığını” açıkça belirtti. 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak/Türkiye kararında Büyük Daire, mahkemelerin delil listesini kastın kanıtı yerine koyamayacağına hükmetti. 23 Haziran 2026’da üç karar daha 893 başvurucuyu, 29 Eylül 2026’da üç karar daha 947 başvurucuyu kapsadı.
Sonuncusu bu operasyondan yirmi bir gün önceydi.
İkinci bir nokta var ve belgenin kendisiyle ilgili. Basın açıklaması on kişinin tamamının yakalanarak gözaltına alındığını yazıyor. Aynı başsavcılığın o sabah ajanslara verdiği ve saat 09.18’de geçilen bilgi ise, hakkında gözaltı kararı verilen on şüpheliden dokuzunun yakalandığını, birinin firari olduğunu söylüyor. Anadolu Ajansı’nın o günkü Ankara ve İstanbul toplamı yirmi dört; bu da dokuz artı on beş eder. Yayımlanan açıklama ile ajanslara verilen bilgi birbirini tutmuyor ve yayımlanan olan, elde edilenden fazlasını iddia ediyor.
Aynı gün duyurulan İstanbul operasyonunda İstanbul, Burdur ve Ordu’da on beş kişi gözaltına alındı. Anadolu Ajansı’nın aktarımına göre oradaki deliller arasında Bank Asya hesaplarında belirli tarihlerde görülen bakiye artışları ile örgütle bağlantılı olduğu söylenen kuruluşlara kurban, burs ve bağış adıyla yapılan ödemeler vardı. Hayır amaçlı bağış, delil olarak kaydedilmiş.
Bir günde, iki şehirde, bu gerekçelerle yirmi beş kişi.
“FETÖ/PDY” ifadesi Türkiye’deki yetkililerin adlandırmasıdır ve burada yalnızca alıntı olarak kullanılmıştır. Kuruluşumuz bu adlandırmayı benimsememektedir.
Salı günü gözaltına alınanların hiçbiri hakkında iddianame düzenlenmedi, hiçbiri hâkim önüne çıkarılmadı, hiçbiri mahkûm olmadı. On yıllık hizmeti ve devletin yaptığı bir sınavı arkasında bırakmış bir öğretmen ile bir psikolog, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üç yılda beş kez karara bağladığı tek bir delil kategorisine dayanılarak şafak vakti evlerinden alındı.
Kaynak:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Medya İletişim Bürosu, Basın Açıklaması, 2026/237793 sayılı soruşturma, 20 Ekim 2026: https://x.com/ankaracbs/status/2112495051049963957