Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 6 Ekim’de oybirliğiyle, Türk askerinin Libya’ya gönderilmesine ilişkin altı yazısı nedeniyle yaklaşık beş ay tutuklu kalan araştırmacı gazeteci Müyesser Uğur’un ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.
Askerî ve siyasi konularda yazan Uğur, bu yazıları Türkiye’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle askerî iş birliği anlaşması imzalamasının ardından, Aralık 2019 ile Şubat 2020 arasında odatv.com’da yayımladı. 8 Haziran 2020’de tutuklandı, 9 Kasım 2020’de adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
Mahkeme’nin tespiti göründüğünden daha dar; bu yüzden de daha ağır.
Mahkeme, altı yazıdan birinin —Libya’daki operasyonların başına getirilen komutanın adını veren yazının— “millî güvenliğe ‘ciddi zarar’ verebilecek ve ilgili kişinin güvenliğini etkileyebilecek” nitelikte olduğunu kabul etti. Yani o yazıyı zararsız bulmadı.
Mahkeme’nin tespit ettiği şey, iç hukuktaki mahkemelerin bu soruyu hiç sormamış olmasıydı. Tutukluluğa karar verirken ve bunu uzatırken, “esasen” bilginin gizli olduğunu ve suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğunu söylemekle yetinmişlerdi. Açıklanan bilginin önemini, yazının kamusal tartışmaya katkısını veya doğabilecek zararın boyutunu değerlendirmediler; bunları Uğur’un bilgi verme hakkı ve kamunun bilgi alma hakkıyla tartmadılar. Diğer beş yazı ise hiçbir gizli bilgi ya da devlet sırrı içermiyordu.
Hiçbir mahkeme, Uğur’un temel savunmasını da ele almadı: Yazı yayımlanmadan önce komutanın rütbesi üst düzey hükûmet yetkilileri tarafından zaten açıklanmıştı. Cumhurbaşkanı 5 Ocak 2020’de televizyonda, Libya’daki harekât merkezinin başında bir korgeneralin bulunacağını söylemişti. O rütbeye sahip çok az subay vardı. İç hukuk makamları, komutanın kimliğinin korunmasındaki menfaatin bu nedenle önemli ölçüde azalıp azalmadığını ya da önlenmek istenen zararın kısmen zaten gerçekleşip gerçekleşmediğini hiç incelemedi.
Anayasa Mahkemesi, on beş üyeyle Genel Kurul hâlinde toplanarak Nisan 2022’de oy çokluğuyla ihlal bulunmadığına karar vermişti. Strazburg, AYM’nin tutukluluğun hukuka uygunluğuna ilişkin sonuçlarını ifade özgürlüğü incelemesine “esasen aktardığını”, ayrı bir dengeleme yapmadığını tespit etti. Oysa bunu yapacak zamana sahip tek merci oydu.
Mahkeme, Uğur’un bilgiyi hukuka aykırı yollarla elde etmediğini; kaynağı olan bir asker üzerinde hile, tehdit ya da baskı kullanmadığını kaydetti. Aynı zamanda, deneyimli bir gazetecinin yayımladığı bilginin hassasiyetini takdir etmesinin beklenebileceğini de kabul etti.
Tedbirin kendisine gelince Mahkeme, yaklaşık beş aylık tutukluluğun “ifade özgürlüğünün kullanımına yönelik özellikle ağır bir müdahale oluşturduğunu ve gazetecilik faaliyeti üzerinde ciddi bir caydırıcı etki doğurmaya elverişli olduğunu” belirtti.
Mahkeme, altıya karşı bir oyla 7.500 euro manevi tazminata hükmetti. Kısmen karşı oy kullanan Yargıç Yüksel, ihlal tespitinin tek başına yeterli tatmin oluşturduğu görüşündeydi. Mahkeme, 10. maddenin ihlal edildiğini tespit ettikten sonra 5. madde şikâyetini ayrıca incelemeye gerek görmedi.
Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Mart 2021’de Uğur’u tutuklanmasına dayanak olan iki suçtan beraat ettirdi; buna karşılık iki ayrı hükümden mahkûm etti ve hükümle birlikte derhal tutuklanmasına karar verdi. Bu dosya hâlâ Yargıtay’da.
Karar henüz kesinleşmedi.
Kaynak:
Müyesser Uğur/Türkiye, B. No: 45738/22, İkinci Daire, 6 Ekim 2026: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252630