9 Eylül tarihli Türk basınında yer alan haberlere göre, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Muğla’nın Datça ilçesi açıklarında, uluslararası sulara yakın bir bölgede Rusya bayraklı “Peter Pan” isimli yelkenli tekneyi durdurdu. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığını kaynak gösteren haberlere göre teknede, Gülen hareketine üyelik iddiasıyla haklarında yargılama yürütülen dokuz kişinin yanı sıra iki çocuk ve tekne kaptanı bulunuyordu. Çocuklar aile yakınlarına teslim edildi.
Dokuz kişiden üçü, “silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla verilen kesinleşmiş hapis cezalarının infazı için aranıyordu. Cezalar 6 yıl 3 ay; 6 yıl 10 ay 15 gün ve 8 yıl 8 ay. Üç kişinin dosyası bölge adliye mahkemelerinde istinaf, iki kişinin dosyası ise Yargıtayda temyiz aşamasındaydı. Haberlerde dokuzuncu kişinin hukuki durumuna yer verilmedi.
Aynı haberlerde dokuz kişi şöyle tanımlanıyor: bir özel okul öğretmeni, bir yurt müdürü, bir işçi, bir tekniker, kamu görevinden ihraç edilmiş bir zabıt kâtibi, ayrıca makamların hareketle bağlantılı saydığı okullarda daha önce görev yapmış birkaç öğretmen ve bir okul müdürü.
Yalçınkaya ve Yasak davalarında AİHM Büyük Dairesi önünde başvurucuların avukatlığını yapan Gent Üniversitesi emeritus profesörü Johan Vande Lanotte, 27 Temmuz 2026’da bir rapor yayımladı. Rapor, 2025 yılında medyaya yansıyan Gülen hareketiyle ilgili adli işlemleri derledi. Rapora göre 2025’te medyaya yansıyan haberlerde sınırda gözaltına alınan yaklaşık 100 kişi yer alıyor. Rapor, kısmi resmî verilerle karşılaştırıldığında bu rakamın gerçek sayının önemli ölçüde altında kaldığı değerlendirmesinde de bulunuyor.
Güvenlik güçlerine dayandırılan Bengü Türk haberine göre ise Edirne’de, 15 Temmuz 2016’dan bu yana Yunanistan’a yasa dışı yollarla geçmeye çalışan, Gülen hareketiyle bağlantılı olmakla suçlanan 5 bin 33 kişi yakalandı.
Dokuz kişi hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yargılandı. AİHM Büyük Dairesi, Yalçınkaya (2023) ve Yasak (2026) kararlarında, bu üyelik suçunun Gülen hareketiyle ilgili davalarda uygulanma biçiminin AİHS’nin 7. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti.
Kaynaklar:
2- Prof. Johan Vande Lanotte’s recent report (July 2026): https://lnkd.in/p/ex3hKvVt
Hukuki not:
Ülkeden ayrılma hakkı (Right to leave). Türkiye’nin 2003’te onayladığı Medenî ve Siyasî Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin (MSHUS) 12. maddesinin 2. fıkrası, herkesin kendi ülkesi de dahil olmak üzere herhangi bir ülkeden ayrılma serbestisini güvence altına alır. Aynı maddenin 3. fıkrası kısıtlamalara ancak şu koşullarla izin verir: kanunla öngörülmüş olmaları, kamu düzeni de dahil olmak üzere sayılan amaçlar için gerekli olmaları ve MSHUS’ta tanınan diğer haklarla bağdaşmaları. BM İnsan Hakları Komitesi’nin 27 No’lu Genel Yorumu (1999), bu kısıtlamaların ölçülü olmasını şart koşar.
Bir cezanın infazı genel olarak meşru bir kısıtlama gerekçesi kabul edilir. Bu nedenle bu olayda AİHS kapsamında ortaya çıkan sorunlar, altta yatan yargılamalara ilişkindir.
AİHS’ye Ek 4 No’lu Protokol’ün 2. maddesi Türkiye’yi bağlamaz; Türkiye Protokol’ü 1992’de imzalamış ancak onaylamamıştır.
İç hukukta Anayasa’nın 23. maddesi şöyle der: “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”