Türkiye'de İnsan Hakları

YENİ RAPOR: Erdoğan’ın tek bir gruba karşı kurduğu olağanüstü yetkiler artık muhalefete, basına ve diğer inanç gruplarıyla cemaatlere uzanıyor

Paylaş

Eski Türk diplomatları tarafından kurulan Brüksel merkezli enstitü instituDE, dün Hakan Kaplankaya’nın bir raporunu yayımladı. Kaplankaya da eski bir diplomat; dışişlerine girmeden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yardımcı hukukçu olarak çalışmıştı. Raporun başlığı Turkey’s Human Rights Regression over the Past Decade: How Emergency Measures Became the Rule, from Scapegoats to Everyone ve raporun tezi de bu alt başlıkta.

Rapor, uluslararası endeksleri önce özetliyor, sonra bir kenara bırakıyor. Freedom House 2018’de Türkiye’yi “Kısmen Özgür”den “Özgür Değil”e indirdi ve ülkeyi artık son on yılın en sert on gerilemesi arasında gösteriyor. World Justice Project’in Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye 2015’te 80’inci sıradayken 2025’te 143 ülke arasında 118’inci sıraya düştü. Sınır Tanımayan Gazeteciler onu 180 ülke arasında 163’üncü sıraya koyuyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2025’te Türkiye’nin en düşük puanını kaydetti: 31. Economist Intelligence Unit ülkeyi otoriter eşiğe yakın bir “hibrit rejim”, V-Dem ise “seçimli otokrasi” olarak sınıflandırıyor.

Rapor şöyle diyor: “Bu sıralamalar gerilemenin ölçeğini gösteriyor, ancak mekanizmasını göstermiyor.”

Mekanizma rakamlarla başlıyor. Temmuz 2026 itibarıyla, Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu iddiasıyla 720.580 kişi hakkında ceza soruşturması ya da davası yürütülmüştü. Karara bağlanan 636.744 dosyanın 127.102’si mahkûmiyetle sonuçlandı — beşte biri. Geri kalanlar beraatle, takipsizlikle ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlandı. 83.836 kişi hakkındaki işlemler sürüyor ve yalnızca 2026’nın ilk altı ayında adalet bakanı 1.065 operasyon ve gözaltına alınan 2.451 kişi bildirdi.

Yaklaşık 130.000 kamu görevlisi, bireysel gerekçe gösterilmeden ve dinlenmeden, kararnameyle ihraç edildi; kamu hizmetinden ömür boyu men edildiler ve pasaportları iptal edildi. Darbe girişiminden birkaç saat sonra, 16 Temmuz 2016’da, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2.745 hâkim ve savcıyı açığa aldı — yargının yaklaşık beşte biri. Rapor bariz olanı söylüyor: “Bu büyüklükte bir liste bir gecede hazırlanmış olamaz.” Sayı sonunda 4.000’i aştı; mesleğin kabaca üçte biri.

Kararnamelerle 180 medya kuruluşu, 2.300’den fazla özel kurum, 15 üniversite, 29 yayınevi, 1.500’den fazla dernek ve 141 vakıf kapatıldı; mal varlıkları hiçbir yargı kararı olmaksızın devlete devredildi. Rapor, bu gerekçeyle el konulan varlıkların değerini elli milyar doların üzerinde gösteriyor.

Rapordaki bir rakam iki kez okunmayı hak ediyor. Adalet Bakanlığı’na göre, 30 Haziran 2026 itibarıyla savcılıklara harekete ilişkin 1.999.434 ihbar ulaşmıştı — ülkedeki kabaca her kırk iki kişiye bir ihbar. Bunların beşte dördüne yakını, 1.561.489’u, soruşturma açılmasını dahi gerektirmediği gerekçesiyle ön incelemede işlemden kaldırıldı. Raporun okuması şu: bu rakamlar “Gülen hareketi hakkında, çevresindeki toplum hakkında olduğundan daha azını söylüyor” — komşular, iş arkadaşları ve ticari rakipler, hedefine işini, pasaportunu ya da özgürlüğünü kaybettirebilecek bir suçlamayı kullandı.

Uluslararası organlar tutarlı sonuçlara vardı. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Haziran 2017 ile Kasım 2024 arasında 26 görüş yayımladı ve her birinde bu tür tutuklamaları keyfi buldu. Rapor, en sonuncusuna dikkat çekiyor: yetkililerin darbe girişiminin planlayıcısı olarak sunduğu Orgeneral Akın Öztürk’e ilişkin görüş. Rapor, eğer o tutukluluk bile uluslararası standartları karşılamıyorsa, eksikliklerin tek tek dosyaların zayıflığına bağlanamayacağını savunuyor.

Strazburg’da Mahkeme, grup başvuruları yoluyla 4.107 başvurucunun hukuka aykırı tutukluluk şikâyetini karara bağladı; önünde 9.800 başvuru bekliyor ve 4.501 dosyada, yargılamanın yenilenmesini gerektiren ihlaller tespit etti. Yalçınkaya kararında, yetkililerin yaklaşık 100.000 ByLock kullanıcısı tespit ettiğini kaydetti. Kaplankaya bu uygulamaların insanlığa karşı suçlar çerçevesinde incelenmesi gerektiğini savunuyor — bu, ayrı bir makalede ileri sürdüğü kendi argümanı ve bu yazı onu aktarıyor, benimsemiyor.

Raporun asıl konusu ise bu araçlara sonradan ne olduğu.

Sulh Ceza Hâkimlikleri Haziran 2014’te kuruldu. Kararlarına ancak aynı derecedeki bir başka hâkimlik nezdinde itiraz edilebiliyor; bu da onları raporun ifadesiyle “etkili bir istinaf denetiminden büyük ölçüde muaf, kapalı bir devre” hâline getiriyor. Tutukluluğa, erişim engellemeye ve kayyum atanmasına bu hâkimlikler karar veriyor. Temmuz 2018’de 7145 sayılı Kanun, olağanüstü hâl yetkilerinin bir bölümünü olağan mevzuata taşıdı; bu yetkiler, OHAL resmen sona erdikten sonra defalarca uzatıldı.

Sonra hedefler değişti, araçlar değişmedi.

Meclis Mayıs 2016’da milletvekili dokunulmazlıklarını, ana muhalefetin desteğiyle kaldırdı; ana muhalefetin lideri teklifin anayasaya aykırı olduğunu söyledi ve partisine yine de “evet” oyu verdirdi. Bir yıl içinde bu düzenleme uyarınca bir CHP milletvekili cezaevine girdi. Selahattin Demirtaş Kasım 2016’da tutuklandı ve tutukluluğunun çoğulculuğu bastırma yönünde bir gizli amaç taşıdığını tespit eden 2020 tarihli Büyük Daire kararına rağmen hâlâ cezaevinde. Seçilmiş Kürt belediye başkanlarının yerine 2014, 2019 ve 2024’te atanmış yöneticiler getirildi — ardından aynısı Esenyurt’un CHP’li belediye başkanına da yapıldı.

2015’te Koza-İpek’e ve 2016’da Zaman’a karşı ilk kez kullanılan kayyum mekanizması, o tarihten bu yana yayıncılık sektörünü ele geçirdi. 121 şirketten oluşan Can Holding Eylül 2025’te TMSF kayyumluğuna alındı; bu, Habertürk, Show TV ve Bloomberg HT’yi devlet yönetimine soktu. TELE1’e Ekim 2025’te el kondu ve Nisan 2026’da 28 milyon liraya satışa çıkarıldı — genel yayın yönetmenine göre üç aylık işletme giderinden bile az. T24’ün internet sitesine ve Bianet’in X hesabına 30 Eylül 2026’da erişim engeli getirildi. 14 Ekim 2026’da TMSF Halk TV’ye kayyum olarak atandı ve kanalın yayını kesildi. Raporun ifadesiyle, yaklaşık yirmi ay içinde önde gelen muhalif yayıncı ve birkaç ulusal kanal, on yıl önce Gülen hareketine yakın basına karşı kullanılan aynı araçla devlet yönetimine geçti.

Ocak 2016’da Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan 1.100’den fazla akademisyenden 822’si terör örgütü propagandasından yargılandı, 406’sı kararnameyle ihraç edildi. Anayasa Mahkemesi Temmuz 2019’da, bir oy farkla, mahkûmiyetlerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti. 2025 sonu itibarıyla göreve iade edilenlerin sayısı dört.

Osman Kavala Kasım 2017’den bu yana tutuklu. 25 Ağustos 2026’da Büyük Daire, mahkûmiyetini “adaletin bariz biçimde reddi” olarak niteledi ve tahliyesine hükmetti. 13 Ekim 2026’da bir İstanbul mahkemesi hem tahliye hem yeniden yargılama taleplerini reddetti. Şubat 2026’da Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı, mahkemesinin Strazburg kararlarını icra etme yetkisi bulunmadığını açıkça söyledi.

Eylül 2026’da, LGBTİ örgütlerine ve insan hakları savunucularına yönelik bir operasyonda 15 ilde en az 116 kişi gözaltına alındı; en az 83 kişi tutuklandı ve 160’tan fazla kişi hakkında soruşturma açıldı. Engellenen yüzlerce hesap arasında Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye hesabı da vardı.

Ardından iki inanç topluluğu daha geldi. Süleymanlılar cemaatinin lideri 13 Ağustos 2026’da yolsuzluk, kara para aklama ve vergi suçlamalarıyla gözaltına alındı. Bu operasyonu alenen eleştirmesinden birkaç gün sonra, Furkan Vakfı’ndan Alparslan Kuytul eşiyle birlikte Adana’da gözaltına alındı, şirketlere kayyum atandı ve 349 sosyal medya hesabına erişim engellendi. Kuytul 2018’den itibaren yaklaşık iki yıl tutuklu kalmış, 2020’de bütün suçlamalardan beraat etmişti. Her iki cemaat de hükümet tarafından hiçbir zaman terör örgütü olarak nitelendirilmedi.

Ve sonra muhalefetin kendisi. İmamoğlu Mart 2025’ten bu yana tutuklu; üniversite diplomasının iptal edilmesinden bir gün, partisinin kendisini cumhurbaşkanlığına aday göstermesinden birkaç gün önce gözaltına alındı. 21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi CHP kurultayını “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etti, Özgür Özel’i görevden uzaklaştırdı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden göreve getirdi — raporun deyişiyle, bir mahkeme fiilen muhalefet partisinin seçilmiş yönetimini değiştirmiş oldu. Ekim 2026 itibarıyla 35 CHP’li belediye başkanı tutukluydu ve 40’ı görevden alınmıştı. Ülkenin üçüncü büyük kentini yaklaşık on iki puan farkla kazanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı bu ay iktidar partisine katıldı.

Raporun sonuç bölümü hükümetten çok, olup biteni izleyen herkese sesleniyor.

“Başkalarına yönelik zulme göz yummuş olan Türkiye’nin siyasi aktörleri ve kamuoyunun büyük bölümü, hükümet Gülen hareketine döndüğünde yine başka tarafa baktı. Bu hareketin mensuplarını, hakları hiç kimse için bir sonuç doğurmaksızın askıya alınabilecek, kabul edilebilir günah keçileri olarak gördüler. Bu kayıtsızlığın bedeli ağır oldu.”

Son cümlesi, Brüksel’de alıntılanması gereken cümle: “Hukukun üstünlüğü, dışlanmış tek bir grup için askıya alındığında herkes için zayıflamadan kalamaz.”

Kaynak:

Hakan Kaplankaya, Turkey’s Human Rights Regression over the Past Decade: How Emergency Measures Became the Rule, from Scapegoats to Everyone, instituDE (Institute for Diplomacy and Economy), Brüksel, 22 Ekim 2026: https://www.institude.org/report/turkeys-human-rights-regression-over-the-past-decade-how-emergency-measures-became-the-rule-from-scapegoats-to-everyone

Son Haberler

AB Temel Haklar