Giriş: Anayasal Taahhütler ve İfadenin Dijital Dönüşümü
Avrupa Birliği (AB), hem çevrimdışı hem de çevrimiçi nefret söylemiyle mücadele etmek amacıyla, yasama girişimlerini, platform yönetişim mekanizmalarını ve önleme ile izleme alanındaki sürekli yatırımları birleştiren kapsamlı bir çerçeveyi kademeli olarak inşa etmiştir. Birliğin anayasal değerlerine dayanan ve dijitalleşmenin yol açtığı derin yapısal dönüşümler ışığında şekillenen bu çerçeve, birbiriyle bağlantılı üç temel boyuta dayanmaktadır: hukukî ve politik temeller, izleme ve uygulama, önleyici ve kapasite geliştirici tedbirler. Aşağıda, bu temellerin sistematik bir açıklaması, Dijital Hizmetler Yasası’na (Digital Services Act) uzanan tarihsel ve siyasal süreç ile AB iç pazarında çevrimiçi ifadenin düzenlenmesine yönelik kurumsal yapı ele alınmaktadır.
AB’de Nefret Söylemi Düzenlemesinin Hukukî ve Normatif Temelleri
AB’nin nefret söylemiyle mücadele çabaları, kurucu anayasal değerlerine dayanmaktadır. Avrupa Birliği Antlaşması’nın (TEU) 2. maddesi, AB’nin insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve insan hakları üzerine kurulu olduğunu belirtmektedir. Buna ek olarak, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 11. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almakta, ancak aynı Şart’ın 52. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde bu hakkın sınırlandırılmasına açıkça izin vermektedir; bu sınırlandırmalar arasında suçun önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi amaçlar da yer almaktadır. Birlikte değerlendirildiğinde, bu hükümler yalnızca ifade özgürlüğünü korumakla kalmayan, aynı zamanda Birliğin temel değerlerini zedeleyen ifade biçimlerine orantılı sınırlamalar getirilmesine de imkân tanıyan tutarlı bir anayasal çerçeve oluşturmaktadır. Bu çerçeve, Avrupa Birliği’ne yetki alanı içinde nefret söylemini düzenlemek ve buna karşı tedbirler almak için açık bir hukukî ve normatif temel sağlamaktadır.
Bu alandaki erken dönem AB girişimleri, üye devletler arasında iş birliğine odaklanmıştır. 15 Temmuz 1996 tarihli ve 96/443/JHA sayılı Konsey Ortak Eylemi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadele kapsamında ulusal ceza hukuku tedbirlerinin benimsenmesini teşvik etmiş ve faillerin farklı hukukî sistemlerden yararlanmasının önlenmesi amacıyla adlî iş birliğini güçlendirmeyi hedeflemiştir. Bunu, 28 Kasım 2008 tarihli ve 2008/913/JHA sayılı Konsey Çerçeve Kararı izlemiştir. Bu karar, ırk, renk, din, soy veya ulusal ya da etnik kökene dayalı olarak belirlenen gruplara veya bireylere yönelik şiddet veya nefreti alenen teşvik etmeyi; ayrıca soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının alenen onaylanmasını, inkârını veya ağır şekilde küçümsenmesini suç haline getirmeyi üye devletler için zorunlu kılmaktadır.
Bununla birlikte, AB’nin doğrudan yasama yetkisi sınırlıdır: Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma’nın (TFEU) 83. maddesi uyarınca ceza hukuku yetkisi yalnızca belirli “AB suçlarını” kapsamaktadır ve bu yetkinin nefret söylemini daha geniş şekilde kapsayacak biçimde genişletilmesi, üye devletlerin ilave mutabakatını gerektirmektedir.
Dijital Hizmetler Yasası’nın Ortaya Çıkışı: Düzenleyici Mantık ve Hukukî Dayanak
Dijital Hizmetler Yasası (DSA) olarak bilinen ve resmî adıyla (AB) 2022/2065 sayılı Tüzük, Avrupa Birliği’nin dijital ortama yönelik en önemli düzenleyici müdahalesini temsil etmekte ve ulusal veya Birlik hukuku kapsamında yasaklanan nefret söylemi türleri dâhil olmak üzere yasa dışı çevrimiçi içerikle mücadeleye yönelik kapsamlı bir çerçeve oluşturmaktadır. Avrupa Birliği’nin TFEU’nun 83. maddesine dayanan ceza hukuku yetkisine dayalı araçların aksine, DSA, iç pazarın düzgün işleyişini sağlamak amacıyla dijital hizmetlerin düzenlenmesine imkân tanıyan TFEU’nun 114. maddesini hukukî dayanak olarak kullanmaktadır.
Bu iç pazar yaklaşımı çerçevesinde DSA, aracı hizmetler, çevrimiçi platformlar ile çok büyük çevrimiçi platformlar ve arama motorları için katmanlı yükümlülükler getirmektedir. Bu yükümlülükler arasında bildirim ve müdahale mekanizmalarının oluşturulması, şeffaflık gereklilikleri, güvenilir bildiricilerle iş birliği ve nefret söylemi dâhil yasa dışı içeriklerin yayılmasıyla ilgili sistemik risklerin kapsamlı şekilde değerlendirilmesi ve azaltılması yer almaktadır.
DSA Neden Gerekliydi: Ekonomik, Toplumsal ve Demokratik Dinamikler
Günümüz dijital ekonomisi, küresel piyasa değerinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran ve bilgi akışları, ticari etkileşimler ve kamusal tartışmalar üzerinde ciddi etki yaratan az sayıda çok uluslu teknoloji şirketinde yoğunlaşmış ekonomik güç ile karakterize edilmektedir. Son yıllarda çevrimiçi ticari faaliyetler hızla artmış, Birlik içinde elektronik ticaretin büyümesi ve dijital gelirlerin yükselmesi, baskın platformların rekabeti bozma ve piyasa sonuçlarını şekillendirme kapasitesine ilişkin endişeleri artırmıştır.
Çevrimiçi platformlar bilgiye erişimi kolaylaştırarak, iletişimi teşvik ederek ve canlı dijital kamusal alanlar oluşturarak temel hakların kullanımını desteklerken; aynı zamanda yanlış bilginin, yasa dışı içeriğin ve çeşitli nefret söylemi biçimlerinin yayılması için bir araç hâline gelmekte ve bu durum önemli toplumsal ve düzenleyici sorunlar doğurmaktadır.
Birlik hukuku perspektifinden bakıldığında, bu risklerin boyutu, dijital ortamın yapısal kırılganlıklarını ele alabilecek ve aynı zamanda temel hakların korunması ile rekabetçi, şeffaf ve hesap verebilir bir iç pazarın sürdürülmesini sağlayacak bir düzenleyici çerçeveyi gerekli kılmaktadır.
E-Ticaret Direktifi’nden Yeni Bir Düzenleyici Düzene
DSA, Avrupa Birliği’nin dijital ortama yönelik düzenleyici stratejisinde temel bir yeniden yapılandırmayı temsil etmektedir. Uzun yıllar boyunca AB, özellikle milenyumun başında kabul edilen E-Ticaret Direktifi başta olmak üzere, elektronik ticareti düzenleyen yerleşik bir hukukî çerçeve içinde hareket etmiştir. Ancak son on yılda dijital ortamın kapsamlı ve giderek karmaşık hâle gelen dönüşümü, asgari uyumlaştırmaya dayanan ve çevrimiçi zararlar karşısında büyük ölçüde reaktif bir yaklaşım benimseyen bu önceki çerçevenin önemli yapısal sınırlılıklarını ortaya çıkarmıştır.
2010’ların sonlarına gelindiğinde, dijital hizmetlerin genişlemesi, algoritma temelli platformların yükselişi ve piyasa gücünün az sayıda baskın aktörde yoğunlaşması, antlaşmalarla tanınan yetkilere dayanan yeni ve kapsamlı bir düzenleyici yanıt gerektirdiğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu doğrultuda Komisyon, 2020 yılında DSA’yı, Dijital Piyasalar Yasası’nı (DMA) da içeren daha geniş bir yasama paketi kapsamında önermiştir. Bu iki düzenleme, Birliğin gelişen “Dijital Stratejisi”nin temel unsurlarını oluşturmakta ve dijital altyapıların yönetişiminde stratejik özerklik sağlama hedefini yansıtmaktadır.
TFEU’nun 83. maddesindeki ceza hukuku yetkisinin sınırlılıkları göz önüne alındığında, iç pazar yetkisi, nefret söyleminin tanımı veya kovuşturulmasındaki üye devlet farklılıklarından bağımsız olarak, dijital aracılar tarafından ortaya çıkarılan sistemik sorunları ele almak için daha tutarlı ve esnek bir hukukî temel sunmaktadır. Bu nedenle DSA, sonradan sorumluluğa dayalı modelden, platform yönetişimini şekillendirmeyi, sistemik hesap verebilirliği artırmayı ve aracıların sorumluluklarını Birliğin anayasal değerleriyle uyumlu hâle getirmeyi amaçlayan önleyici yükümlülükler sistemine açık bir geçişi ifade etmektedir.
Başlangıcından itibaren DSA, mevcut müktesebatın dar kapsamlı bir yeniden ayarlanması olarak değil, kavramsal ve yapısal açıdan önemli bir iddia taşıyan bir yasama müdahalesi olarak ortaya konulmuştur. Bu müdahale, açıkça E-Ticaret Direktifi’nin temel mimarisinin yerini almayı ve çevrimiçi aracı hizmetlerin geniş ve sürekli gelişen yapısını düzenleyebilecek kapsamlı ve teknolojik açıdan tarafsız bir düzenleyici düzen kurmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda Birlik, farklı platform yapılandırmaları ve aracı işlevler arasında uygulanabilecek uyumlaştırılmış bir çerçeve oluşturmayı hedeflemiş; böylece belirli teknik modellere bağlı kalmayan, ancak iç pazarda platform düzenlemesinin sistematik olarak yeniden yönlendirilmesini yansıtan tutarlı bir yükümlülükler bütünü getirmeyi amaçlamıştır.
DSA’nın Yasama Bağlamını Şekillendiren Daha Geniş AB Girişimleri
DSA’nın ortaya çıkışı, Birliği kademeli olarak daha tutarlı ve öngörücü bir dijital yönetişim yaklaşımına yönlendiren daha geniş kurumsal ve siyasi gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirilemez. Bu sürecin erken örneklerinden biri, 2018 yılında kurulan Çevrimiçi Platform Ekonomisi AB Gözlemevi’dir. Bu girişim, platform dinamiklerinin sürekli, sistematik ve metodolojik olarak sağlam biçimde izlenmesi gerekliliğinin Birlik tarafından kabul edildiğini göstermiştir. Piyasa gelişmelerini değerlendirmek, sistemik riskleri tespit etmek ve gelecekteki düzenleyici müdahalelere temel oluşturmakla görevlendirilen Gözlemevi, platform ekonomisinde gerçekleşen yapısal dönüşümlere ilişkin kanıtların kurumsal olarak toplanmasını sağlamıştır.
Siyasi ivme, 2019 yılında Avrupa Komisyonu Başkanı’nın Siyasi Yönergeleri ile daha da güçlenmiştir. Bu belgede dijital dönüşüm, Birlik için belirleyici bir stratejik öncelik olarak konumlandırılmıştır. Güvenli, güvenilir ve haklara saygılı bir dijital alanın oluşturulması, yalnızca ekonomik bir gereklilik olarak değil, aynı zamanda giderek veri odaklı hâle gelen bir ortamda Birliğin demokratik meşruiyetini ve toplumsal dayanıklılığını sürdürebilmesi için temel bir şart olarak ifade edilmiştir.
Bu gelişen gündem, COVID-19 pandemisinin ardından daha da pekişmiştir. NextGenerationEU programı kapsamında yer alan Kurtarma ve Dayanıklılık Mekanizması aracılığıyla, üye devletlerde dijitalleşmeye yönelik benzeri görülmemiş düzeyde mali kaynak ayrılmıştır. Pandemi sonrası yeniden yapılanma stratejisinde dijital yatırımlara öncelik verilmesi, dijital altyapılar ve hizmetler için açık, uyumlaştırılmış ve geleceğe hazır bir düzenleyici çerçeve oluşturulmasının siyasi ve ekonomik önemini açıkça ortaya koymuştur.
Bu girişimler birlikte değerlendirildiğinde, Birlik içinde giderek artan bir kurumsal farkındalık oluşmuştur: yalnızca platform gücünün rekabet ve ekonomi üzerindeki etkilerini değil, aynı zamanda dijital aracılığın toplumsal, demokratik ve temel haklara ilişkin sonuçlarını da ele alabilecek bir düzenleyici araca ihtiyaç duyulmaktadır. Bu farkındalık, 2020 Avrupa Demokrasi Eylem Planı ile somutlaşmış; dezenformasyonun yayılması, bilgi ekosistemlerinin manipülasyonu ve yasa dışı nefret söyleminin geniş çapta dolaşıma girmesi, daha bütüncül ve entegre bir düzenleyici yaklaşım gerektiren sistemik sorunlar olarak tanımlanmıştır.
Dijital Hizmetler Yasası’nın Yasama Süreci
DSA’nın kabulüyle sonuçlanan yasama süreci, Avrupa Birliği’nin dijital ortama yönelik düzenleyici yaklaşımını yeniden kalibre etmeye yönelik bilinçli ve aşamalı bir çabanın göstergesidir. Bu süreç, hızlanan teknolojik gelişmelere, artan platform yoğunlaşmasına ve mevcut hukukî araçların çağdaş dijital aracılığın karmaşıklığını düzenlemekte yetersiz kaldığına ilişkin artan farkındalığa verilen bir yanıt niteliğindedir.
Resmî yasama süreci, 15 Aralık 2020 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun DSA teklifini, Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ile birlikte iki ayaklı bir reform paketi kapsamında sunmasıyla başlamıştır. Bu adım, düzenlemenin Birliğin yasama sürecine girişini temsil etmiş ve Komisyon’un çevrimiçi aracı hizmetler için uyumlaştırılmış ve ileriye dönük bir düzenleyici çerçeve oluşturma niyetini açıkça ortaya koymuştur.
2021 yılı ve 2022’nin ilk ayları boyunca Avrupa Parlamentosu ve Konsey arasında yoğun üçlü müzakereler yürütülmüş ve 23 Nisan 2022 tarihinde geçici bir siyasi uzlaşmaya varılmıştır. Bu uzlaşma, Birliğin dijital yönetişim modelinde kapsamlı bir reform yapılması gerektiğine dair kurumsal düzeyde bir mutabakatın önemli bir göstergesidir. Bu siyasi anlaşmanın ardından Avrupa Parlamentosu 5 Temmuz 2022’de DSA’yı kabul etmiş, Konsey ise 4 Ekim 2022’de nihai onayını vermiştir. Böylece düzenlemenin Avrupa Birliği Resmî Gazetesi’nde yayımlanmasının önü açılmış ve yasama süreci tamamlanmıştır.
Tüzük, 27 Ekim 2022 tarihinde AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanmış ve 16 Kasım 2022’de yürürlüğe girmiştir. Böylece aşamalı bir uygulama süreci başlatılmıştır. Bu yapı, farklı türdeki dijital aracıların yükümlülüklerinin, faaliyet kapsamları ve risk düzeyleriyle uyumlu biçimde kademeli olarak uygulanmasını sağlamıştır.
DSA’nın uygulanması, 25 Nisan 2023 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun ilk resmî belirleme kararlarını yayımlamasıyla önemli bir aşamaya ulaşmıştır. Bu ilk aşamada Komisyon, Birlik genelinde aylık 45 milyon aktif kullanıcı eşiğini aşan 17 Çok Büyük Çevrimiçi Platform (VLOP) ve 2 Çok Büyük Çevrimiçi Arama Motoru’nu (VLOSE) belirlemiştir.
Komisyon ayrıca yeni bir denetim mimarisinin oluşturulduğunu vurgulamış; VLOP ve VLOSE’lar üzerinde doğrudan denetim yetkisini kullanacağını, diğer aracı hizmetlerin ise 17 Şubat 2024 itibarıyla faaliyete geçmesi gereken ulusal Dijital Hizmetler Koordinatörleri tarafından denetleneceğini belirtmiştir.
Bu kurumsal yapıyı tamamlayıcı olarak, yeni kurulan Avrupa Algoritmik Şeffaflık Merkezi’nin (ECAT) rolü de duyurulmuştur. ECAT, belirlenen platformlar tarafından kullanılan algoritmik sistemlere ilişkin risk değerlendirmeleri ve uyum incelemelerini desteklemektedir.
Buna ek olarak Komisyon, DSA kapsamında doğrulanmış araştırmacıların veri erişimine ilişkin hükümlere yönelik bir görüş çağrısı başlatmış ve bu alanda ayrıntılı usul ve teknik düzenlemeleri belirleyecek bir yetki devri düzenlemesinin hazırlanmasına yönelik katkı toplamıştır. 2025 yılı itibarıyla bu süreç önemli ölçüde ilerlemiş ve Komisyon, Temmuz 2025’te araştırmacıların veri erişimine ilişkin Yetki Devri Tüzüğü’nü kabul ederek başvuru süreçleri, erişim prosedürleri, güvenceler ve sağlayıcı yükümlülüklerini düzenleyen çerçeveyi resmileştirmiştir.
Sonuç: Avrupa Dijital Anayasalcılığının Konsolidasyonu
Avrupa Birliği’nin düzenleyici çerçevesindeki dönüşüm, çevrimiçi nefret söyleminin yarattığı zorluklarla mücadele etme ve hızla gelişen dijital alanı yönetme konusunda yürütülen girişimlerin kapsamını ve iddiasını açıkça ortaya koymaktadır. Birlik, onlarca yıl boyunca ırkçı ve yabancı düşmanı ifadeye karşı geliştirilen erken dönem ceza hukuku araçlarından başlayarak, koordineli politika stratejileri, izleme mekanizmaları, davranış kuralları, şeffaflık programları ve kapsamlı mevzuat reformlarına kadar uzanan bir dizi birbirine bağlı girişimi hayata geçirmiştir.
Bu girişimler birlikte değerlendirildiğinde, Birliğin değerlerini yansıtan ve demokratik ile kapsayıcı bir toplumun işleyişini destekleyen bir çevrimiçi ortam oluşturma yönünde sürdürülen kurumsal çabanın sürekliliği açıkça görülmektedir.
DSA, bu sürecin en kapsamlı ve en iddialı ifadesi olarak öne çıkmaktadır. Önceki düzenleyici modelin reaktif sınırlamalarını kabul etmek yerine, Birlik platform yönetişiminin merkezine sorumluluk, şeffaflık ve sistemik risk farkındalığını yerleştirmiştir. DSA; piyasa düzenlemesi, temel hakların korunması, teknolojik denetim, algoritmik şeffaflık ve sınır ötesi uygulama iş birliği gibi farklı alanlardaki girişimleri bir araya getiren bütüncül bir yapı sunmaktadır.
Bu düzenlemenin amacı yalnızca yasa dışı nefret söyleminin dolaşımını ele almak değil, aynı zamanda kullanıcıların, platformların, düzenleyicilerin ve demokratik kurumların daha açık ve karşılıklı hesap verebilirlik temelinde etkileşim kurabileceği istikrarlı ve tutarlı bir ortam oluşturmaktır. Bu gelişmeler, Avrupa dijital anayasalcılığının ortaya çıkışında önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Birlik, dijital altyapıların yönetişimini kurucu değerleriyle uyumlu hâle getirme kararlılığını ortaya koyarken, mevzuat, denetim, araştırma ve önleme alanlarındaki çeşitli girişimlerin birbiriyle uyumlu ve birbirini güçlendirir şekilde işlemesini sağlamayı hedeflemektedir.
Sonuç olarak, daha dayanıklı ve haklara saygılı bir dijital düzenin kademeli olarak inşa edildiği görülmektedir; bu düzen, kamusal alanın canlılığını sürdürebilecek ve Avrupa projesinin merkezinde yer alan anayasal değerleri koruyabilecek kapasiteye sahiptir.