İnsan Hakları Blog

Gündelik İslamofobi: Etkileri, Sonuçları ve Kapsayıcılığa Giden Yollar

Paylaş

Ilhame Laghnimi*

İslamofobi, pek çok toplumda giderek daha görünür hale gelen ve normalleşen bir ayrımcılık biçimine dönüşmüştür. Genellikle aşırı şiddet eylemleriyle özdeşleştirilse de, İslamofobi aslında çok daha sessiz ve gündelik ifade biçimlerinde de derin kökler salmıştır. Nefret söylemi, kalıp yargılar ve tekrarlanan olumsuz anlatılar, Müslümanların -ya da Müslüman olarak algılananların- nasıl görüldüğünü ve nasıl muamele gördüğünü şekillendirmektedir.

İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü olan 15 Mart’ın üzerinden daha birkaç gün geçmişken, bu meseleye dikkat çekmek ve etkileri üzerine düşünmek özellikle önem taşıyor. Bu gün, Müslüman karşıtı nefretin en görünür ve en trajik sonuçlarına dikkat çekmekle kalmıyor; aynı zamanda İslamofobinin bu tür anlarla sınırlı olmadığını da hatırlatıyor.

Gerçekte İslamofobi çoğu zaman çok daha az görünür biçimlerde kendini gösterir. Siyasi söylemde, medya temsillerinde ve gündelik konuşmalarda ortaya çıkar; bu ifade biçimleri genellikle mizah, kişisel görüş ya da meşru bir kaygı olarak sunulur. Bu nedenle, dışlama ve ayrımcılığa katkı sundukları hâlde bile normalleşip sorgulanmadan kalabilirler.

Bu sorunu etkili biçimde ele alabilmek için, öncelikle İslamofobinin ne olduğunu ve toplumun farklı katmanlarında nasıl işlediğini net biçimde tanımlamak gerekir.

İslamofobi Nedir?

İslamofobinin nasıl işlediğini anlayabilmek için onun farklı görünüm biçimlerine daha yakından bakmak gerekir. İslamofobiyi tanımlamak, işleyiş mekanizmasını ortaya koymamızı, onu dine yönelik meşru eleştiriden ayırt etmemizi ve bir nefret söylemi biçimi olarak rolünü tanımamızı sağlar.

On dokuzuncu yüzyılda Fransa’nın Batı Afrika’daki sömürgeciliği bağlamında ortaya çıkan İslamofobi terimi, uluslararası alanda asıl görünürlüğünü 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından kazanmıştır. Bu olaylar, Müslümanlara yönelik düşmanlık üzerine düşünceleri yoğunlaştırmıştır.

İslamofobi, İslam’a ve Müslümanlara yönelik temelsiz bir korku, nefret ya da önyargıdır. Bir fobi, bir nesneye ya da duruma karşı sürekli bir dehşet hâli olarak kendini gösterir. Fobi durumunda kişi, korktuğu şeyle karşılaştığında kaygı yaşar ve bu da onu o şeyden kaçınmaya iter. Bu kaçınma hâli, fobinin -ve özelde İslamofobinin- belirleyici bir işaretidir. Ancak İslamofobi salt bir korkudan ibaret değildir; özellikle Batılı demokratik toplumlarda Müslümanlara yönelik kalıp yargıları, önyargıyı ve güvensizliği de kapsar.

Önemli olan şu ki, İslamofobi birden fazla düzeyde işler: bireysel, toplumsal ve kurumsal düzeyde.

Bireysel düzeyde İslamofobi, kişisel tutum ve davranışlar aracılığıyla ifade bulur. Bu, önyargıyı, düşmanca sözleri, toplumsal dışlanmayı, zorbalığı ve ayrımcı eylemleri kapsar. Daha uç örneklerde ise sözlü tacize, fiziksel şiddete, vandalizme ya da ibadethanelere yönelik saldırılara dönüşebilir.

Toplumsal düzeyde İslamofobi, yaygın kalıp yargılar ve kamusal söylem aracılığıyla sürdürülür. İslamofobinin temel bir özelliği özcülüktür (esansiyalizm): son derece çeşitli bir insan grubunu, inanç, kültür ve pratik çeşitliliğini, tek, sabit ve olumsuz bir kimliğe indirgemek. Müslümanlar sıklıkla, milliyet, etnik köken, cinsiyet, sınıf, siyasi görüş ve dini yorum farklılıkları göz ardı edilerek homojen bir grup olarak resmedilir. Kamusal söylem, Müslümanları çoğu zaman olumsuz özelliklerle ilişkilendirir. Onlar genellikle güvenliğe yönelik bir tehdit olarak, entegre olamayan ya da olmak istemeyen kişiler olarak, ya da demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği ya da insan haklarıyla bağdaşmayan değerlere sahip kişiler olarak tasvir edilir. Bu anlatılar siyasi ve medya alanlarında tekrar tekrar üretilerek zaman içinde toplumsal algıyı şekillendirir.

Kurumsal düzeyde İslamofobi, Müslümanları ya da Müslüman olarak algılananları dezavantajlı konuma düşüren yapılara, politikalara ve uygulamalara gömülüdür. Bu durum istihdama, eğitime, barınmaya, mesleki eğitime ve kamu hizmetlerine erişimi, aynı zamanda siyasi hayata katılımı da etkileyebilir. Bu sistemik boyutlar, ayrımcılığın tekil olaylarla sınırlı kalmadığını, daha geniş toplumsal normlar ve kurumsal çerçeveler aracılığıyla yeniden üretilebildiğini göstermektedir.

Siyasi söylem ve medya temsili, İslamofobinin bu düzeylerde pekişmesinde önemli bir rol oynar. Pek çok durumda Müslümanlar orantısız biçimde terörizm ya da kültürel çatışmayla ilişkilendirilirken, işgücüne katılım ve toplumsal yaşama katkı gibi gündelik katkıları göz ardı edilir. Bu tür temsiller bir şüphe iklimini besler ve dışlayıcı tutum ile uygulamaları meşrulaştırabilir.

İslamofobiyi dine yönelik meşru eleştiriden ayırt etmek önemlidir. Dini doktrinleri, kurumları ya da uygulamaları eleştirmek, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. İslamofobi, bu tür eleştiriler toplu damgalamaya, insanlıktan çıkarmaya ya da ayrımcılık ve dışlamanın meşrulaştırılmasına dönüştüğünde ortaya çıkar. Bu anlamda İslamofobi bir nefret söylemi biçimi olarak işler; çünkü insanları bir grup olarak hedef alır ve onların onurunu ve eşit haklarını zedeler. İster bireysel hedef alma ister kurumsal ayrımcılık biçiminde olsun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğü de dâhil olmak üzere temel hakların ihlali anlamına gelebilir.

Bu nedenle İslamofobiyi anlamak, yalnızca tekil olaylara bakmakla sınırlı kalamaz. Nefret suçları gibi eylemler onun en görünür tezahürleri arasında yer alsa da, İslamofobi gündelik etkileşimlere, rutin uygulamalara ve sıradan toplumsal durumlara da nüfuz etmiştir.

Bu tanım, İslamofobiyi yapısal ve sistemik bir sorun olarak tanımlamamıza yardımcı olsa da, söylemin ötesine geçip gerçek dünyada şiddete nasıl evrilebileceğini anlamak da aynı derecede önemlidir.

Söylemden Şiddete: 15 Mart Neden Önemli?

Bazı durumlarda İslamofobiyle bağlantılı anlatılar ve önyargılar, yıkıcı şiddet eylemlerine yol açmıştır.

15 Mart 2019, böylesi bir anın simgesidir. O gün, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde, Cuma namazı sırasında iki cami terör saldırısının hedefi olmuştur. Müslüman karşıtı nefretin yönlendirdiği bu saldırıda elli bir kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu trajedi küresel ölçekte derin bir etki yaratmıştır. Çevrimiçi nefret söyleminin, komplo teorilerinin ve aşırılıkçı ideolojilerin gerçek dünyada şiddete nasıl yol açabileceğini gözler önüne sermiştir.

Bunun bilinciyle Birleşmiş Milletler, 15 Mart’ı İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü olarak ilan etmiştir. Amaç yalnızca kurbanları anmak değil, aynı zamanda Müslüman karşıtı ayrımcılık meselesine dair farkındalık yaratmak ve ortak eylemi teşvik etmektir.

Ancak bu tür olaylar uluslararası dikkati üzerine çekse de, aslında İslamofobinin yalnızca en uç biçimlerini temsil etmektedir. Yalnızca bu anlara odaklanmak, pek çok Müslümanın gündelik hayatta karşılaştığı daha yaygın ayrımcılık deneyimlerinin gözden kaçmasına yol açma riski taşır.

Bu tür trajik olaylar İslamofobinin en uç sonuçlarını gözler önüne sererken, onun aldığı daha yaygın ve çoğu zaman görmezden gelinen biçimlerin gölgede kalmasına izin vermemek gerekir. Etkisini tam olarak kavrayabilmek için, İslamofobinin gündelik hayatta nasıl tezahür ettiğini incelemek elzemdir.

Gündelik Hayatta İslamofobi

Gündelik hayatta İslamofobi çoğunlukla örtük, dolaylı ve toplumsal olarak kabul görmüş biçimlerde ortaya çıkar. Bu ayrımcılık biçimleri her zaman zararlı olarak tanınmayabilir; ancak birikimli etkileri hayli belirgin olabilir.

En yaygın biçimlerden biri, sıradan sohbetlerde kalıp yargıların kullanılmasıdır. Müslümanlar hakkındaki şakalar, yorumlar ya da varsayımlar zararsız gibi sunulsa da, olumsuz algıların pekişmesine katkı sunar. Zamanla, tekrarlanan bu mesajlar insanların düşünme ve birbirleriyle etkileşim biçimlerini şekillendirir.

Müslüman bireylerden çoğu zaman kendilerini açıklamaları ya da savunmaları beklenir. Başkalarının işlediği şiddet eylemlerini kınamaları istenebilir, sadakatleri sorgulanabilir ya da bütün bir dinin temsilcisiymiş gibi muamele görebilirler. Bu tür etkileşimler bireylerin üzerine haksız bir yük bindirir ve Müslümanların sürekli şüphe altında olduğu fikrini pekiştirir.

Toplumsal dışlanma, gündelik İslamofobinin bir başka önemli boyutudur. Pek çok bağlamda Müslümanlar ana akım toplumun dışına itilir; eğitime, istihdama ve barınmaya erişimlerini kısıtlayan engellerle karşılaşırlar. Bu dışlanma biçimleri, zaman içinde dezavantaj ve eşitsizlik döngülerini pekiştirebilir.

Bu ötekileştirme, kültürel yanlış anlamalar ve Müslüman pratiklerine ilişkin farkındalık eksikliğiyle sıklıkla derinleşir; bu da hoşgörüsüzlüğe ve ayrımcı davranışlara zemin hazırlayabilir. Aynı zamanda, pek çok demokratik toplumda aşırı sağ hareketlerin yükselişi bu dinamikleri yoğunlaştırmıştır; zira bu tür gruplar Müslümanları sıklıkla yabancı düşmanı ve ırkçı anlatılar üzerinden hedef almaktadır.

Buna ek olarak, kendini Müslüman olarak tanımlayan bireylerin işlediği terör eylemleri genellikle bütün olarak İslam’la ilişkilendirilir. Bu genellemecilik, birkaç bireyin eylemleri üzerinden bütün toplulukların yargılandığı İslamofobik bir iklimin inşasına katkıda bulunur.

Araştırmalar ayrıca İslamofobinin fırsatlara erişimi etkilediğini göstermektedir. Pek çok Müslüman istihdamda, barınmada ve sağlık hizmetlerinde ayrımcılığa uğradığını bildirmektedir. Başörtüsü gibi görünür dini semboller, tacize ya da eşit olmayan muameleye maruz kalma riskini artırabilir. Müslüman kadınlar bu açıdan özellikle etkilenmekte, çoğu zaman hem toplumsal cinsiyete hem de dine dayalı ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadır. Kamusal alanlarda hedef alınma olasılıkları daha yüksektir ve sözlü tacize, tehditlere ya da fiziksel şiddete maruz kalabilmektedirler.

Çevrimiçi alanlar bu dinamikleri daha da büyütmektedir. Sosyal medya platformları nefret söylemini hızla yayabilmekte, düşmanca dili normalleştirip kalıp yargıları geniş ölçekte pekiştirebilmektedir.

Bu gündelik deneyimler tekrarlandığında, birden fazla düzeyde somut sonuçlar doğurur. Psikolojik düzeyde, sürekli şüphe, dışlanma ya da düşmanlığa maruz kalmak strese, kaygıya ve aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açabilir. Toplumsal düzeyde bu dinamikler yalnızlaşmaya, kamusal yaşama katılımın azalmasına ve toplumsal bütünleşmenin zayıflamasına neden olabilir. Ekonomik düzeyde ise istihdamda, eğitimde ve barınmada yaşanan ayrımcılık fırsatları kısıtlayabilir ve uzun vadeli eşitsizlikleri pekiştirebilir.

Dahası, bu gündelik etkileşimler olası düşmanlığı öngörme, yönetme ve ona yanıt verme konusunda sürekli bir zorunluluk yaratır. Zaman içinde bu kalıcı baskı kronik strese dönüşebilir; çünkü bireyler sürekli olarak kendilerini gözetim altında ya da güvende hissetmedikleri ortamlarda yol almak zorunda kalır. Sonuç olarak gündelik İslamofobi, yalnızca toplumsal deneyimleri şekillendirmekle kalmaz; hem ruh sağlığını hem de bedeni etkileyen daha derin psikolojik ve fizyolojik sonuçlar da doğurur.

Bu gündelik deneyimler zararsız değildir. Zaman içinde tekrarlandığında, bireylerin iyi oluş hâlini, fırsatlarını ve aidiyet duygusunu şekillendiren birikimli etkiler üretir. Bu sonuçları anlamak, İslamofobinin bütünsel etkisini kavramak açısından hayati önem taşır.

Bedene Yansıyan Etkiler: İslamofobi Bedeni Nasıl Etkiler?

Gündelik İslamofobinin sonuçlarını anlamanın bir diğer önemli yolu, tekrarlanan ayrımcılığa maruz kalmanın bedende kalıcı izler bırakabileceğini ortaya koyan azınlık stresi kavramıdır. Tekil olaylardan farklı olarak, gündelik İslamofobi olası düşmanlığı öngörme, yönetme ve ona yanıt verme konusunda sürekli bir gereklilik yaratarak kronik strese yol açar. Bu etkiler; psikolojik, toplumsal, ekonomik ve siyasi olmak üzere birden fazla boyutta ele alınabilir.

Psikolojik düzeyde, tekrarlanan ayrımcılık deneyimi strese, kaygıya, korkuya ve aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açabilir. Bireyler olumsuz kalıp yargıları içselleştirebilir ya da sürekli gözetim altındaymış gibi hissedebilir; bu durum kimlik oluşumunu ve genel ruh sağlığını etkileyebilir. Zamanla bu kalıcı baskı, duygusal tükenmeye ve uzun süreli psikolojik sıkıntıya yol açabilir.

Fizyolojik düzeyde ise bu psikolojik baskılar bedensel etkilere dönüşür. Sürekli strese maruz kalmak, bedenin stres tepki sistemini harekete geçirerek kardiyovasküler, bağışıklık ve hormonal işlevleri etkiler. Araştırmacılar bu süreci “yıpranma” (weathering) olarak tanımlar; bu kavram, bedenin toplumsal ve yapısal eşitsizliklere uzun süre maruz kalması sonucunda kademeli olarak aşınmasını ifade eder. Çalışmalar bunun yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalık ve zayıflamış bağışıklık işlevi riskini artırabildiğini, hatta yaşlanma sürecini hızlandırabildiğini göstermektedir. Bu anlamda İslamofobi yalnızca toplumsal bir sorun değil, aynı zamanda bir halk sağlığı meselesidir.

Toplumsal düzeyde bu deneyimler dışlanmayı, yalnızlaşmayı ve güvensizliği pekiştirebilir. Tekrarlanan ayrımcılık deneyimleri, bireyleri toplumsal ve kamusal yaşama tam katılımdan caydırabilir; bu da toplumsal bütünleşmeyi zayıflatır ve topluluklar arasındaki ayrışmayı derinleştirir. Zamanla bu durum, ötekileştirme kalıplarını ve anlamlı içermeye (inclusion) yönelik sınırlı fırsatları normalleştirebilir.

Ekonomik düzeyde İslamofobi, istihdama, eğitime ve barınmaya erişimi kısıtlayabilir. Ayrımcı uygulamalar ve yapısal engeller fırsatları azaltabilir; hem bireyleri hem de toplulukları etkileyen dezavantaj döngülerini pekiştirerek uzun vadeli eşitsizliklere katkıda bulunabilir.

Siyasi düzeyde ise bu birikimli deneyimler, kurumlara duyulan güveni ve katılımı da etkileyebilir. Tekrarlanan ayrımcılığa maruz kalan bireyler kendilerini siyasi süreçten uzaklaşmış ya da karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmemiş hissedebilir; bu da eşitsizlikleri derinleştirebilir ve sivil katılımı azaltabilir.

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu etkiler, İslamofobinin yalnızca bireysel bir önyargı meselesi olmadığını, ciddi ve uzun vadeli sonuçları olan daha geniş bir toplumsal ve yapısal sorun olduğunu göstermektedir. Bu etkiler birikimli olduğundan ve çoğu zaman anında görünür olmadığından, açıkça tanınmadıkları sürece normalleşmiş ya da fark edilmemiş kalabilirler.

Bu etkiler genellikle kademeli olarak ortaya çıktığından ve her zaman hemen görünür olmadığından, normalleşmiş ya da gözden kaçmış hâlde kalabilirler. Bu durum, İslamofobinin geniş çaplı etkisini ele alabilmek için onu açıkça tanımayı ve adlandırmayı zorunlu kılar.

İslamofobiyi Adlandırmak Neden Önemli?

Ayrımcılık normalleştiğinde ve görmezden gelindiğinde, onu açıkça adlandırmak elzem hâle gelir. Zarar verici sözler bir şaka olarak geçiştirilebilir, eşit olmayan muamele gerekli ya da kaçınılmaz olarak meşrulaştırılabilir. Bunun sonucunda İslamofobik olaylar, daha geniş bir örüntünün parçası olarak değil, tekil vakalar olarak ele alınır; bu da onları tanımayı ve karşı çıkmayı zorlaştırır.

Bu nedenle İslamofobiyi adlandırmak esastır. Onu bir ayrımcılık ve nefret söylemi biçimi olarak tanımlamak, toplumların sorunu kabul etmesini ve onu ele almak için adım atmasını sağlar. Aynı zamanda etkilenen kişilerin deneyimlerini de doğrular; bunların tekil olaylar değil, daha geniş yapısal dinamiklerin bir parçası olduğunu tanır.

İslamofobiyi tanımak, insan haklarının korunması açısından da hayati önem taşır. Din, kimlik ve güvenlik etrafındaki tartışmaların; eşitlik, onur ve inanç özgürlüğü gibi temel ilkeleri zedelememesini sağlamaya yardımcı olur. Burada önemli olan nokta, bunun ifade özgürlüğünü kısıtlamakla ilgili olmadığı; meşru eleştiri ile bireyleri ve toplulukları hedef alan zarar verici söylemi birbirinden ayırt etmekle ilgili olduğudur.

İslamofobi sistemik bir sorun olarak tanındığında, toplumun farklı katmanlarında nasıl etkili biçimde ele alınabileceğini düşünmek de mümkün hâle gelir.

Bireysel düzeyde eğitim ve farkındalık kilit önemdedir. Eleştirel düşünmeyi teşvik etmek, kalıp yargılara meydan okumak ve kültürlerarası anlayışı desteklemek, bireylerin gündelik İslamofobi biçimlerini tanımasına ve sorgulamasına yardımcı olabilir. Okullarda, iş yerlerinde ve çevrimiçi alanlarda yürütülecek eğitim girişimleri, insanları ayrımcılığı tanıma ve ona etkili biçimde yanıt verme araçlarıyla donatabilir.

Toplumsal düzeyde medya temsili ve kamusal söylem merkezi bir rol oynar. Müslümanlara ilişkin daha dengeli ve doğru temsillerin teşvik edilmesi, kalıp yargılara karşı koymaya ve korkuya dayalı anlatıları azaltmaya yardımcı olabilir. Toplumsal diyalog girişimleri de aynı derecede önemlidir; çünkü bunlar farklı gruplar arasında etkileşim, karşılıklı anlayış ve önyargıların kırılması için alan yaratır.

Kurumsal düzeyde daha güçlü ayrımcılıkla mücadele politikalarına ve hesap verebilirlik mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Bu, istihdama, eğitime, barınmaya ve kamu hizmetlerine eşit erişimin sağlanmasını, aynı zamanda nefret söylemi ve ayrımcılık için net bildirim mekanizmalarının hayata geçirilmesini de kapsar. Kurumların da, olayları tekil vakalar olarak ele almak yerine, kendi yapı ve uygulamaları içindeki önyargıyı etkin biçimde ele alma sorumluluğu vardır.

İslamofobiyi adlandırmak, politika, eğitim ve toplumsal farkındalığın şekillenmesinde de kilit bir rol oynar. Bu tanıma olmadan, İslamofobinin yapısal doğası ele alınmadan kalma riski taşır ve eşitsizlikler zaman içinde sürebilir.

Bu nedenle İslamofobiyle mücadele, tekil nefret eylemlerine tepki vermekten daha fazlasını gerektirir. Toplum genelinde ayrımcılığı besleyen anlatıları, yapıları ve uygulamaları ele almayı içerir. Eğitimi, adil temsili, kapsayıcı politikaları ve açık diyaloğu bir araya getirerek, çeşitliliğin bir tehdit değil bir güç olarak tanındığı daha kapsayıcı toplumlar inşa etmek mümkün hâle gelir.

Sonuç Olarak

İslamofobi yalnızca aşırı şiddet eylemleriyle sınırlı değildir. Müslümanların nasıl algılandığını ve nasıl muamele gördüğünü şekillendiren gündelik söylemlere, tutumlara ve uygulamalara derinlemesine gömülüdür. İnce kalıp yargılardan yapısal ayrımcılığa uzanan bu İslamofobi biçimleri, dışlanma ve eşitsizlik ortamlarına katkıda bulunur.

15 Mart, Müslüman karşıtı nefretin tırmandığında doğurabileceği sonuçların güçlü bir hatırlatıcısı olmaya devam ediyor. Aynı zamanda, çoğu zaman fark edilmeden geçen daha örtük, gündelik ayrımcılık biçimlerini ele almanın önemine de dikkat çekiyor.

İslamofobiyi bir nefret söylemi biçimi olarak tanımak, onun normalleşmesine karşı çıkmak için atılması gereken kritik bir adımdır. Nasıl işlediğini anlayarak, onu besleyen anlatıları sorgulamaya ve değiştirmeye başlayabiliriz.

Özetle, buradan çıkarılacak temel ders şudur: İslamofobi tekil ya da istisnai bir olgu değil, bilinçli bir tanıma ve ortak eylem gerektiren yaygın bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek, yalnızca aşırı eylemleri kınamak değil; aynı zamanda gündelik davranışlarla yüzleşmek, temsili iyileştirmek ve kurumsal yanıtları güçlendirmek anlamına gelir. Daha kapsayıcı ve adil toplumlar ancak tanıma, eğitim ve sürdürülebilir bir kararlılık yoluyla inşa edilebilir.

Kaynakça:

Corcuff, P. (2016). Prégnance de l’essentialisme dans les discours publics autour de l’islam dans la France postcoloniale. Confluences Méditerranée, 95(4), 119-130. https://shs.cairn.info/revue-confluences-mediterranee-2015-4-page-119?lang=fr

European Convention on Human Rights. (n.d.). https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/convention_eng

Hopkins, P. (2025). “9: Impacts and Solutions”. In Everyday Islamophobia. Bristol, UK: Bristol University Press. Retrieved Mar 18, 2026, from https://doi.org/10.51952/9781529232691.ch009

Islamophobic narratives — Get the trolls out. (n.d.). Get the Trolls Out. https://getthetrollsout.org/campaign/islamophobic-narratives

Joncret, L. (2025). De l’« intolérance vis-à-vis de l’islam » à un « nouveau racisme » : évolutions du concept d’islamophobie dans le discours antiraciste belge entre 2000 et 2021. Mots. Les langages du politique, 138(2), 153-171. https://shs.cairn.info/revue-mots-2025-2-page-153?lang=fr

Kumar, S. (2025). Prejudice, Politics, and Islamophobia: How Hatred reshapes Democratic Societies. Journal HAM, 16(3), 197–210. https://doi.org/10.30641/ham.2025.16.197-210

Reporters, R. D. (2026, March 15). Commemorations mark seventh anniversary of Christchurch mosque attacks. RNZ. https://www.rnz.co.nz/news/national/589639/commemorations-mark-seventh-anniversary-of-christchurch-mosque-attacks

Taner, H. (n.d.). The shape of contemporary Islamophobia and its specific effects on young Muslims political and associative life. Council of Europe Portal. https://www.coe.int/en/web/all-different-all-equal/the-shape-of-contemporary-islamophobia-and-its-specific-effects-on-young-muslims-political-and-associative-life#2

Vergani, M., Johns, A., Lobo, M., & Mansouri, F. (2017). Examining Islamic religiosity and civic engagement in Melbourne. Journal of Sociology, 53(1), 63-78. https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/1440783315621167

Picture of Ilhame Laghnimi

Ilhame Laghnimi

Nefret Söylemiyle Mücadele

Linkedin

Son Blog Yazıları

No posts found!

AB Temel Haklar