Avrupa Birliği (AB), hem düzenli hem de düzensiz göçmenler için her zaman cazip bir destinasyon olmuştur ve bu nedenle düzensiz göçü yönetmek amacıyla AB tarafından çeşitli politikalar geliştirilmiştir. Bu göç politikaları, II. Dünya Savaşı sonrasında, 1950’li yıllardan itibaren şekillenmeye başlamış; 1970’lere kadar Avrupa’nın yeniden yapılanma ve sanayileşme ihtiyaçlarını karşılamak ve iş gücünü artırmak amacıyla Türkiye, Yunanistan ve İtalya’dan “misafir işçi” alımını da içermiştir. 1980–1990’lı yıllarda, özellikle Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Doğu Avrupa’dan Batı’ya yönelen göç hareketlerine yanıt olarak yürürlüğe giren Schengen Anlaşması ise bu politikaların önemli ölçüde yeniden şekillenmesinde belirleyici olmuştur.
İç entegrasyonu sağlamayı ve dış sınır kontrolünde birlik oluşturmayı amaçlayan bu politika seti, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki krizler ve savaşlardan—özellikle Suriye, Irak ve Afganistan’dan—kaçan nüfusların kitlesel hareketiyle ciddi bir sınavdan geçmiştir.
2015 yılında Birlik, çoğunluğu deniz yoluyla ve düzensiz şekilde Avrupa’ya ulaşan göçmenlerden oluşan 1 milyondan fazla iltica başvurusuyla karşı karşıya kalmıştır. Göçmenlerin ilk giriş yaptığı ülkeler olan Yunanistan ve İtalya, başvuru sayısının ağırlığı altında zorlanmış; bu durum göçmen karşıtı söylemlerin artmasına, göçmenlere yönelik şiddetin yükselmesine ve aşırı sağ partilerin güç kazanmasına yol açmıştır.
Örneğin kriz sırasında Makedonya, Hırvatistan ve Slovenya gibi ülkeler sınırlarını kapatmış ve 60.000’den fazla kişi Yunanistan’daki kamplarda mahsur kalmıştır.
Avrupa Konseyi tarafından çözüm olarak öngörülen ve ülkelerin ekonomik güçleri, nüfusları ve iltica kamplarının kapasitesi doğrultusunda göçmenleri zaman içinde paylaşmasını öngören “Zorunlu Kota Sistemi”, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi ülkelerin katılmayı reddetmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. 2016’dan itibaren özellikle Avrupa Komisyonu krizi aşmak amacıyla çeşitli reform önerileri geliştirmiş olsa da, yükselen sağ partilerin güçlü muhalefeti nedeniyle müzakereler ciddi zorluklarla karşılaşmıştır.
Bu durum, evlerinden ve ülkelerinden koparılan ve kendileri için yeni bir yaşam kurma umuduyla Birlik sınırları içinde yerleşen göçmenler açısından daha da zorlu hâle gelmektedir.
Bu göçmenler, yabancı bir kültüre geldikten sonra:
-
Avrupa’ya ulaşmak için güvensiz ve düzensiz yolları kullanarak hayatlarını riske atmaktadır.
-
İtalya ve Yunanistan gibi ülkelere ulaşmayı başarsalar bile insan haklarına aykırı muameleye maruz kalmakta, sınır güvenlik güçleri tarafından tehdit edilmekte ve geri itmelere (pushback) tabi tutulmaktadır.
-
Aşırı kalabalık kamplarda, kötü yaşam koşulları altında yaşamaya çalışmaktadır.
-
Dil ve hukuki destek eksikliği nedeniyle kendilerini ifade etmekte zorlanmaktadır.
-
Dil ve kültürel farklılıklar nedeniyle yeni geldikleri toplumdan dışlanmakta ve izole edilmektedir.
-
İkamet izni alsalar dahi iş gücü piyasasına, eğitime ve diğer sosyal hizmetlere erişimde zorluk yaşamaktadır.
-
Genellikle aile üyelerine erişim imkânından yoksun kalmaktadır.
-
Toplumsal damgalama ve ırkçılıkla karşı karşıya kalmaktadır.
Tüm bu girişimler sınırlı kazanımlar sağlamış olsa da, yüksek göç düzeyi AB açısından önemini korumaktadır. Bu noktada, hem Avrupa Birliği hem de üye devletler açısından bazı temel sorunlar bu krizin derinleşmesine yol açmıştır. İnsan hakları bağlamında öne çıkan bu sorunlar şu şekilde özetlenebilir:
İltica sistemlerinde iş yükü ve yoğunluk
İltica sistemi, yüksek göçmen sayıları nedeniyle yavaş işleyen süreçler ve yoğunluk sorunlarıyla karşı karşıyadır; aşırı kalabalık kamplar kötü yaşam koşullarına ve artan insani ihtiyaçlara yol açmakta, ayrıca AMIF (İltica, Göç ve Entegrasyon Fonu) finansmanı üye devletlerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılamakta yetersiz kalmaktadır.
İnsan hakları ihlali riski
İnsan haklarına yönelik eleştiriler, Frontex operasyonlarına ve hak ihlali iddialarına odaklanmakta; sert sınır güvenliği önlemleri ve geri itme uygulamalarının (pushback), AB standartlarıyla çelişen insan hakları ihlallerine yol açabileceğine dair endişeler dile getirilmektedir.
Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti
Avrupa’ya düzensiz göçmenleri getiren insan kaçakçılığı ağları ciddi bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır. Bu ağlarla mücadele, önemli kaynaklar ve uluslararası iş birliği gerektirmektedir.
Akdeniz’de ölümler ve güvenlik sorunları
Özellikle Akdeniz üzerinden yapılan tehlikeli geçişler sırasında çok sayıda göçmenin hayatını kaybetmesi, AB’nin göçmenlerin güvenliğini sağlama konusunda zorlandığını göstermektedir.
Göçmenlerin toplumsal uyumu ve entegrasyonu
Göçmenlerin sosyal hayata, eğitim sistemine ve iş gücü piyasasına entegrasyonu, bazı üye devletlerde kültürel ve ekonomik gerilimlere yol açabilmektedir.
Göçmen çocukların korunması ve eğitimi
Özellikle tek başına gelen çocuklar başta olmak üzere, çocukların korunması, eğitime erişimi ve özel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda yetersizlikler bulunmaktadır.
Mülteciler ve göçmenler için barınma ve kabul koşullarındaki yetersizlikler
Kamplar aşırı kalabalık olup, bu durum göçmenlerin kötü koşullarda yaşamasına neden olmakta ve insani yardım ihtiyacını artırmaktadır.
Göçmenlere yönelik toplumsal ayrımcılık
Bazı bölgelerde göçmenlerin yerel toplumla yeterince bütünleşememesi, toplumsal çatışmalara ve göçmen karşıtı tutumların artmasına yol açabilmektedir.
Göçmenlerin iş bulmada karşılaştıkları zorluklar
Göçmenler; dil engelleri, mesleki yeterliliklerinin tanınmaması ve ayrımcılık gibi nedenlerle iş gücü piyasasına erişimde zorluk yaşamaktadır. Bu durum, göçmenlerin ekonomik bağımsızlık kazanmasını engellemekte ve sosyal entegrasyon süreçlerini olumsuz etkilemektedir. İş bulamama durumu aynı zamanda toplumsal gerilimleri artırmakta ve göçmenleri uzun vadede yoksulluk riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Göçmenler için sağlık ve psikososyal destek eksikliği
Göçmenler çoğu zaman yeterli sağlık ve psikososyal destek alamamakta, bu durum hem kamu sağlığı hem de toplumsal uyum üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Stratejik Ortaklıklar
Göç krizine yanıt olarak Avrupa Birliği, kilit ortaklarla iş birliğine dayalı çeşitli önlemler hayata geçirmiştir. Bu girişimler arasında Valetta Zirvesi, AB-Türkiye Mutabakatı ve Afrika ülkeleriyle Ortaklık Çerçevesi gibi anlaşmalar yer almaktadır.
Daha fazla bilgi →Avrupa Birliği’nin göç politikaları, her biri önemli dönüm noktaları ve düzenleyici gelişmelerle karakterize edilen üç farklı dönem boyunca evrilmiştir. Bu dönemler, AB’nin kurucu anlaşmalardan başlayarak güncel zorluklara yanıt olarak kapsamlı bir göç paktına uzanan sürecini yansıtmaktadır.
Daha fazla bilgi →