Göç ve Kapsayıcılık

AB Göç Politikalarının Gelişimi

Paylaş

Hukuki ve Politik Çerçeve

AB’nin göç ve iltica politikası, mevcut AB çerçevesinden önce oluşturulmuş ve bu çerçeveyi şekillendirmeye devam eden bir dizi temel uluslararası hukuk belgesine dayanmaktadır.

1. 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolü, uluslararası mülteci hukukunun temel taşı olmaya devam etmektedir. Birleşmiş Milletler himayesinde kabul edilen Sözleşme, kimlerin mülteci olarak kabul edileceğini tanımlar ve non-refoulement, yani geri göndermeme ilkesini güvence altına alır. Bu ilke, bir kişinin zulüm veya ciddi zarar görme riskiyle karşı karşıya olduğu bir ülkeye geri gönderilmesini yasaklar. Tüm AB üye devletleri Sözleşmeye taraftır. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından yürütülmekte ve UNHCR’nin rehber ilkeleri AB iltica hukukunu ve uygulamasını şekillendirmeye devam etmektedir.

2. Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme (1990), uluslararası insan hakları çerçevesinin önemli belgelerinden biridir. Ancak dikkat çekici biçimde, AB üye devletlerinin çoğu bu sözleşmeyi onaylamamıştır. Sözleşmenin varlığı, uluslararası insan hakları standartları ile göç alan ülkelerin göç politikalarındaki kısıtlayıcı eğilimler arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır.

3. Güvenli, Düzenli ve Kurallı Göç için Küresel Mutabakat (GCM), 2018 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Mülteciler ve Göçmenler için New York Deklarasyonu’nun II. Eki olarak kabul edilmiştir. Hukuken bağlayıcı olmayan ancak siyasi açıdan önemli olan bu uluslararası çerçeve, küresel ölçekte göç yönetimini iyileştirmeye yönelik 23 hedef ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ayrıca göç politikasını düzenleyen uluslararası standartlara ilişkin kapsamlı bir genel bakış sunmaktadır.

Avrupa Konseyi Belgeleri

Avrupa Birliği’nden ayrı bir kurum olan Avrupa Konseyi, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) aracılığıyla göç ve iltica alanındaki normatif çerçevede önemli bir rol oynamaktadır. AİHS, Avrupa Konseyi üyesi devletler açısından bağlayıcı bir sözleşmedir. İnsan haklarının korunmasını güvence altına alır ve AİHS kapsamında korunan hakların ihlal edilmesi hâlinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru imkânı sağlar. AİHS haklarının göç ve iltica davalarında nasıl yorumlandığı konusunda Mahkemenin 2026 yılında güncellenen göç içtihadı özeti ve 2025 tarihli içtihat rehberi daha ayrıntılı bilgi sunmaktadır.

AİHS’nin yanı sıra Avrupa Konseyi yıllar içinde göç alanında başka bağlayıcı belgeler de kabul etmiştir. Bunlar arasında Göçmen İşçilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi bulunmaktadır.

Avrupa Konseyi ayrıca göç ve mültecilere ilişkin çeşitli bağlayıcı olmayan hukuki belgeler ve referans dokümanları yayımlamaktadır. Bunlara göç ve mülteciler web portalı ve referans belgeleri sayfası üzerinden ulaşılabilir. Bakanlar Komitesi de refakatsiz çocuklardan geri dönüş prosedürlerindeki usuli güvencelere kadar uzanan çeşitli konularda ulusal makamlara yol gösteren tavsiye kararları yayımlamıştır.

Analitik not: Avrupa Konseyi çerçevesi, AB göç politikasına ilişkin tartışmalarda zaman zaman göz ardı edilmektedir. Ancak bu çerçeve, AB kurumlarının ve ulusal makamların yapabileceklerine hukuki sınırlar getirmesi açısından son derece önemlidir. AİHM içtihadı; toplu sınır dışı, idari gözetim koşulları ve AİHS ile çatışabilecek hızlandırılmış sınır prosedürleri gibi uygulamalara birçok kez sınır getirmiştir. Böylece yalnızca AB kurumlarıyla sınırlı olmayan, çok katmanlı bir hesap verebilirlik sistemi ortaya çıkmaktadır.

 AB, göç ve iltica alanını düzenleyen kapsamlı bir ikincil mevzuat geliştirmiştir. AB göç ve iltica politikasının bağlayıcı araçları, Ortak Avrupa İltica Sistemi (CEAS) olarak bilinen temel bir mevzuat çerçevesinden ve bunu tamamlayan daha geniş göç yönetimi araçlarından oluşmaktadır. Bu araçlar, üye devletlerin ulusal hukuklarına aktarmaları gereken asgari standartları belirleyen Direktifler ile doğrudan uygulanabilir ve tüm unsurlarıyla bağlayıcı olan Tüzükler şeklindedir.

CEAS çerçevesinin başlıca araçları şunlardır:

• Dublin Tüzüğü (Dublin III): Bir iltica başvurusunu incelemekten hangi AB üye devletinin sorumlu olduğunu belirleyen kriterleri düzenler. Genel olarak sorumluluğu kişinin ilk giriş yaptığı ülkeye verir.
• Eurodac Tüzüğü: Sığınmacıları ve sınırı düzensiz şekilde geçen kişileri tespit etmek amacıyla kullanılan merkezi bir parmak izi veri tabanı oluşturur ve Dublin sisteminin etkili biçimde uygulanmasını destekler.
• İltica Usulleri Direktifi (APD): Uluslararası korumanın verilmesi ve geri alınmasına ilişkin ortak usulleri düzenler ve başvuruların belirli süreler içinde adil ve etkili biçimde değerlendirilmesini amaçlar.
• Kabul Koşulları Direktifi (RCD): Başvuru sahiplerinin barınma, gıda, giyim, sağlık hizmetleri ve süreç boyunca çalışma hakkına erişimi de dahil olmak üzere yaşam koşullarına ilişkin asgari standartları belirler.

• Vasıflandırma Direktifi (QD): Bir kişinin mülteci veya ikincil korumadan yararlanan kişi olarak kabul edilme koşullarını belirler ve her bir statüye bağlı hakları açıklığa kavuşturur. 

Sistem Nasıl İşliyor?

Sistem, uyumlaştırma ve sorumluluk paylaşımından oluşan iki temel süreç üzerinden işlemektedir:

1. Standartların Uyumlaştırılması: Direktifler, hangi üye devlet başvuruyu ele alırsa alsın “benzer vakaların benzer şekilde değerlendirilmesini ve aynı sonuçlara ulaşmasını” sağlayacak şekilde ulusal iltica sistemleri arasındaki farklılıkları azaltmayı amaçlamaktadır. Bununla, başvuru sahiplerinin daha elverişli koşullar bulmak için ülkeler arasında hareket etmesi anlamına gelen “iltica alışverişinin” sınırlandırılması hedeflenmektedir.

2. Sorumluluğun Belirlenmesi: Dublin sistemi, her başvurunun yalnızca bir devlet tarafından incelenmesini sağlamak amacıyla hiyerarşik kriterler oluşturur. Başvuru sahibinin başka bir üye devlete geçmesi hâlinde, “sorumluluğu üstlenme” veya “geri alma” talepleri yoluyla sorumlu devlete geri gönderilmesi mümkündür.

3. Doğrudan Uygulanabilirlik ve Ulusal Hukuka Aktarma: Dublin ve Eurodac gibi Tüzükler AB genelinde doğrudan uygulanırken, APD, RCD ve QD gibi Direktifler üye devletlere belirlenen hedeflere nasıl ulaşacakları konusunda belirli bir takdir alanı tanır. Bu durum zaman zaman uygulamada tutarsızlıklara ve farklı koruma standartlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

CEAS Çerçevesi Dışındaki Araçlar

CEAS, göç alanındaki tüm bağlayıcı hukuki araçları kapsamamaktadır. AB’nin daha geniş göç politikası, yasal göç ve uygulama alanlarında ayrı mevzuatlar da içermektedir:

• Geri Dönüş Direktifi: AB topraklarında yasal ikamet hakkı bulunmayan üçüncü ülke vatandaşlarının geri gönderilmesine ilişkin ortak standart ve usulleri belirler. Bu düzenlemenin yürürlükten kaldırılarak yeni önerilen ve yoğun biçimde tartışılan Geri Dönüş Tüzüğü ile değiştirilmesi planlanmaktadır. Yeni Tüzük, asgari standartların ötesine geçerek Birlik genelinde daha yeknesak, daha sıkı ve daha etkili ortak bir geri dönüş sistemi oluşturmayı amaçlamaktadır.

• Yasal Göçe İlişkin Direktifler: Bunlar belirli giriş kategorilerini düzenlemektedir. Örneğin Mavi Kart Direktifi yüksek nitelikli çalışanlara, Tek İzin Direktifi çalışma ve ikamet başvuru süreçlerinin birleştirilmesine, diğer direktifler ise mevsimlik işçilere ve öğrencilere ilişkindir.

• Schengen Sınırlar Kodu: Dış sınırların yönetimine ve iç sınır kontrollerinin bulunmamasına ilişkin kuralları düzenler.

• Geçici Koruma Direktifi: Çok sayıda yerinden edilmiş kişinin kitlesel olarak gelmesi durumunda, olağan iltica prosedürlerini aşırı yüklemeden derhâl koruma sağlamak amacıyla devreye sokulan ayrı bir mekanizmadır.

Bu araçlara AB Göç ve İçişleri internet sitesi üzerinden erişilebilir. Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA), CEAS’ın uygulanmasını desteklemekte ve yıllık İltica Raporu da dahil olmak üzere ayrıntılı analizler yayımlamaktadır. Mayıs 2024’te Yeni Göç ve İltica Paktı’nın kabul edilmesi, CEAS’ın önceki aşamasını oluşturan temel mevzuat araçlarını fiilen değiştirmiş veya önemli ölçüde güncellemiştir. Bu yeni düzenlemeler birlikte CEAS’ın “üçüncü aşamasını” oluşturmaktadır. Böylece sistem, önceki direktiflerde yer alan “asgari standartlardan” uzaklaşarak doğrudan uygulanabilir tüzükler aracılığıyla daha yeknesak bir yönetime doğru ilerlemektedir.

AB Göç ve İltica Paktı (2024)

Son yıllardaki en önemli yasama gelişmesi, tüm üye devletlerde daha yeknesak bir yönetim sağlamak amacıyla önceki birçok direktifin yerine doğrudan uygulanabilir tüzükler getiren kapsamlı bir hukuki çerçeve olan Göç ve İltica Paktı’dır.

Bu paket, dış sınırlarda giriş öncesi kimlik tespiti, sağlık ve güvenlik kontrollerini zorunlu kılan Tarama Tüzüğü ile Dublin III’ün yerini alan ve zorunlu bir dayanışma mekanizması getiren, Ortak Avrupa İltica Sisteminin temel düzenlemelerinden biri olan İltica ve Göç Yönetimi Tüzüğü’nü (AMMR) içermektedir.

CEAS’ın uyumlaştırılmasını daha da ileri taşımak amacıyla İltica Usulleri Tüzüğü (APR), önceki direktifin yerini alarak hukuki süreçleri daha düzenli hâle getirmektedir. Buna, koruma almaya uygun görülme ihtimali düşük olan başvuru sahipleri için zorunlu sınır prosedürü de dahildir. Vasıflandırma Tüzüğü ile güncellenen Kabul Koşulları Direktifi ise koruma statüleri ve yaşam koşulları konusunda daha yeknesak AB standartları getirmektedir.

Bu çerçeve ayrıca düzensiz hareketlerin izlenmesi amacıyla genişletilmiş Eurodac Tüzüğü, kitlesel gelişlere yönelik acil müdahaleleri düzenleyen Kriz ve Mücbir Sebep Tüzüğü ve reddedilen başvurular ile sınır dışı işlemleri arasındaki boşluğu kapatmayı amaçlayan Geri Dönüş Sınır Prosedürü Tüzüğü ile desteklenmektedir. Bu son düzenleme, hâlihazırda yeni önerilen Geri Dönüş Tüzüğü ile değiştirilmesi planlanan Geri Dönüş Direktifini tamamlamaktadır.

Son olarak Birlik Yeniden Yerleştirme Çerçevesi Tüzüğü, üçüncü ülkelerden güvenli ve yasal kabul yolları için kalıcı bir yapı oluşturmaktadır. Bu değişikliklerin tümü birlikte değerlendirildiğinde, sistemin asgari standartlardan yeknesak kurallara ve “esnek dayanışma” modeline doğru kaydığı görülmektedir. Bununla birlikte, sınır prosedürleri sırasında tutulan kişilerin haklarını sınırlayabilecek bir “ülkeye giriş yapmamış sayılma hukuki kurgusu” oluşturduğu gerekçesiyle bu düzenlemeler eleştirilmiştir.

Yasama dosyaları, DG HOME internet sitesinde erişilebilir özetlerle açıklanmaktadır. Üye devletlerin uygulamayı Haziran 2026’ya kadar tamamlamaları gerekmektedir.

Analitik not: Pakt, farklı önceliklere sahip üye devletler arasında önemli bir uzlaşmayı temsil etmektedir. Dış sınırdaki devletler sorumluluğun daha fazla paylaşılmasını isterken, transit ve varış ülkeleri daha sıkı sınır kontrolleri talep etmiştir. Ortaya çıkan çerçeve her iki hedefi de gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ancak eleştirmenler, sınır yönetimi ve hızlandırılmış prosedürlere yapılan vurgunun korumanın niteliğini zayıflatma riski taşıdığını savunmaktadır. Önümüzdeki yıllardaki uygulama süreci, Paktın hakların korunması ve etkinlik konusundaki taahhütlerini yerine getirip getirmediğini değerlendirmek açısından belirleyici olacaktır.

Politika Çerçeveleri ve Kurumsal Belgeler

AB, bağlayıcı mevzuatın yanı sıra politika bildirimleri, eylem planları ve kurumlar arası belgeler aracılığıyla da yaklaşımını geliştirmektedir. Başlıca örnekler şunlardır:

• Avrupa Göç Gündemi (2015), daha sonraki birçok yasama ve uygulama tedbirine siyasi ivme kazandırmıştır.

• AB Entegrasyon ve Kapsayıcılık Eylem Planı (2021-2027), üye devletleri göçmenlerin ve mültecilerin sosyal, ekonomik ve toplumsal entegrasyonunu geliştirme konusunda desteklemektedir.

• Komisyon ve EUAA tarafından yayımlanan Göç Yönetimi Raporları ve İltica Eğilimleri raporları, göç hareketlerinin ve politika uygulamalarının düzenli olarak izlenmesini sağlamaktadır.

• AB Konseyi, yasama ve siyasi koordinasyonda merkezi bir rol oynamaktadır. Konseyin göç konusundaki tutumları, göç politikasına ayrılmış internet sayfasından takip edilebilir. Ulusal hükümetlerin yaklaşımlarını koordine ettiği ve Yeni Göç ve İltica Paktı gibi büyük paketler üzerinde siyasi uzlaşmaya vardığı başlıca kurumdur.

Kronolojik Genel Bakış: AB Göç Politikasının Gelişimi

Günümüzdeki politika ortamını anlayabilmek için tarihsel bir perspektife ihtiyaç vardır. AB’nin göç ve iltica politikası, her biri dış baskılar ve iç siyasi dinamikler tarafından şekillendirilen çeşitli belirgin aşamalardan geçerek gelişmiştir.

1950’ler-1990’lar: Ulusal Çerçeveler ve İlk İş Birliği

Avrupa bütünleşmesinin ilk on yıllarında göç, neredeyse tamamen ulusal yetki alanında kalan bir konuydu. Roma Antlaşması (1957), üçüncü ülke vatandaşlarının hareketine değil, üye devletler arasında işçilerin serbest dolaşımına odaklanıyordu. Hükümetler arası iş birliği 1980’lerin sonlarında temkinli biçimde gelişmeye başladı. Bunun en önemli örnekleri, katılımcı devletler arasındaki iç sınır kontrollerini kaldıran ve ortak bir dış sınır oluşturan Schengen Anlaşması (1985) ile Schengen Uygulama Sözleşmesi (1990) oldu. Bu gelişme, ortak dış sınırın birlikte yönetilmesini pratik bir zorunluluk hâline getirdi.

1990-1999: Topluluklaştırmanın Başlangıcı, Maastricht ve Amsterdam

Maastricht Antlaşması (1993), iltica ve göç de dahil olmak üzere adalet ve içişleri alanını AB’nin hükümetler arası üçüncü sütunu kapsamına aldı. Asıl dönüm noktası ise Amsterdam Antlaşması (1999) ile geldi. Bu antlaşmayla önemli yetkiler Topluluk sütununa aktarıldı. Tampere Avrupa Konseyi (1999) ise AB genelinde ortak iltica prosedürleri ve yeknesak statüler oluşturulması yönünde iddialı bir siyasi hedef ortaya koydu.

1999-2004: Ortak Avrupa İltica Sisteminin İlk Yasama Aşaması

Tampere’yi izleyen yıllarda Ortak Avrupa İltica Sisteminin (CEAS) ilk nesil mevzuat araçları kabul edildi. Bunlar arasında Geçici Koruma Direktifi (2001), Kabul Koşulları Direktifi (2003), Vasıflandırma Direktifi (2004) ve İltica Usulleri Direktifi (2005) yer almaktadır. Bu düzenlemeler asgari standartlar getirdi, ancak ulusal uygulamalar arasında önemli farklılıklara izin verdi. Uygulama da çoğu zaman tutarlı olmadı.

2007-2013: Lizbon Antlaşması ve İkinci Yasama Aşaması

Lizbon Antlaşması (2009), AB’ye göç ve iltica alanında daha açık ve güçlü yetkiler verdi. Parlamento ile Konsey arasındaki ortak karar alma süreci, olağan yasama usulü hâline geldi. Dublin III (2013) ve yeniden düzenlenmiş direktifler de dahil olmak üzere ikinci nesil mevzuat araçları, standartları yükseltmeyi ve uygulamadaki tutarlılığı geliştirmeyi amaçladı. Avrupa İltica Destek Ofisi (EASO) 2010 yılında kuruldu. Kurumun Malta’daki fiziksel açılışı ve tam faaliyetlerine başlaması ise 2011 yılında gerçekleşti.

2015-2016: ‘Göç Krizi’ ve Siyasi Sonuçları

2015 yılında, büyük bölümü Doğu Akdeniz rotası üzerinden olmak üzere bir milyondan fazla sığınmacı ve göçmenin Avrupa’ya ulaşması, Avrupa göç politikası açısından onlarca yılın en önemli siyasi sarsıntısını oluşturdu. Acil yeniden yerleştirme mekanizmaları ciddi tartışmalara yol açtı ve bazı Orta ve Doğu Avrupa hükümetleri bu mekanizmalara katılmayı açıkça reddetti. Yoğun tartışmalara konu olan AB-Türkiye Mutabakatı (2016), göç yönetiminin dışsallaştırılması yönünde önemli bir değişime işaret etti. Avrupa genelindeki kamuoyu tartışmaları keskin biçimde kutuplaştı.

2017-2019: Siyasi Çıkmaz ve Politikaların Parçalanması

Dublin III sistemini reforme etme girişimleri, büyük ölçüde bazı Orta ve Doğu Avrupa devletlerinin bağlayıcı dayanışma yükümlülüklerini kabul etmek istememesi nedeniyle başarısız oldu. Çeşitli ikili anlaşmalar, ulusal politika değişiklikleri ve geçici düzenlemeler yasama alanındaki boşluğu doldurdu. Frontex güçlendirildi ve ciddi insan hakları kaygılarına rağmen göç yönetimi konusunda üçüncü ülkelerle iş birliği genişletildi.

2020-2024: Yeni Pakt ve Kabulü

Avrupa Komisyonu, siyasi çıkmazı aşmaya yönelik kapsamlı bir girişim olarak Yeni Göç ve İltica Paktı’nı Eylül 2020’de sundu. Yaklaşık dört yıl süren müzakerelerin ardından yasama paketi Mayıs 2024’te resmen kabul edildi. İlk kez gerçek anlamda bir dayanışma mekanizması oluşturuldu ve buna daha güçlü bir sınır yönetimi çerçevesi eşlik etti. Üye devletlerin paketi Haziran 2026’ya kadar uygulamaya koymaları gerekmektedir.

2022’den İtibaren: Ukrayna’dan Kitlesel Yerinden Edilme

Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı işgal, Geçici Koruma Direktifinin ilk kez uygulamaya konulmasına yol açtı. Bu sayede Ukrayna’dan yerinden edilmiş kişilere derhâl koruma ile ikamet, çalışma ve hizmetlere erişim hakkı tanındı. 2015-2016 dönemindeki siyasi çıkmazla karşılaştırıldığında bu müdahalenin hızı, Avrupa dayanışmasının seçici niteliği ve bu dayanışmanın hangi siyasi koşullarda harekete geçirilebildiği konusunda önemli sorular ortaya çıkardı.

Göç Alanındaki Güncel Sorunlar ve Tartışmalar

Dış Sınırların Yönetimi ve Can Kayıplarının Önlenmesi

AB’nin dış sınırları, özellikle Akdeniz’de ve kara sınırlarında, düzensiz girişlerin gerçekleştiği başlıca alanlar olmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği denizlerde devam eden can kayıpları, hem insani bir başarısızlık hem de yönetişim açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Frontex’in genişletilmesi ve üçüncü ülkelerle ortaklıkların geliştirilmesi, göç hareketlerini daha erken aşamalarda yönetmeyi amaçlamaktadır. Ancak bu uygulamalar, özellikle geri göndermeme ilkesini ihlal edebilecek geri itme uygulamaları bakımından ciddi insan hakları kaygıları doğurmaktadır.

Dayanışma ve Sorumluluk Paylaşımı

Üye devletler arasında sorumluluk paylaşımı ilkesi, AB göç politikasının en tartışmalı unsurlarından biri olmaya devam etmektedir. Paktın dayanışma mekanizması, devletlere sığınmacıların yeniden yerleştirilmesi ile mali katkı sağlanması arasında seçim yapma imkânı tanımaktadır. Bu mekanizma bir ilerleme olmakla birlikte, dış sınırdaki devletlerin karşı karşıya kaldığı orantısız baskıyı gidermek için yeterli olmayabilir. İzleme ve uygulama bu nedenle kritik öneme sahip olacaktır.

Korumanın Niteliği ve Usuli Güvenceler

AB daha hızlı ve daha uyumlu iltica prosedürlerine yönelirken UNHCR, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler, etkinlik arayışının bireysel değerlendirmelerin kalitesi ve usuli haklar pahasına gerçekleşebileceği konusunda kaygılarını dile getirmiştir. Pakt kapsamında getirilen hızlandırılmış sınır prosedürleri özellikle yakından incelenmektedir.

Göçmenlerin Entegrasyonu

Entegrasyon esas olarak ulusal bir yetki alanı olmaya devam etmekle birlikte, AB politikaları ve finansmanı giderek daha önemli bir destekleyici rol oynamaktadır. Araştırmalar, dil eğitimine erken yatırım yapılmasının, istihdama erişimin ve sosyal kapsayıcılığın hem göçmenler hem de ev sahibi toplumlar açısından daha olumlu sonuçlar doğurduğunu istikrarlı biçimde göstermektedir. AB Entegrasyon ve Kapsayıcılık Eylem Planı (2021-2027) bu alanda bir çerçeve sunmaktadır, ancak uygulama üye devletler arasında farklılık göstermektedir. OECD’nin Migration Policy Debates serisi karşılaştırmalı analizler açısından yararlı bir kaynak sunmaktadır.

Siyasi Kutuplaşma ve Kısıtlayıcı Politikaların Yükselişi

Göç, Avrupa siyasetindeki temel ayrışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Milliyetçi ve popülist partilerin yükselişi, birçok üye devlette ve Avrupa Parlamentosunda siyasi ağırlık merkezini değiştirmiştir. Oxford Üniversitesi Migration Observatory ile Leiden Üniversitesi araştırmacıları, göç tartışmalarında mevcut kanıtlar ile kamuoyu algısı arasında önemli bir fark bulunduğuna dikkat çekmiştir..

Yasal Göç Yolları ve Demografik İhtiyaçlar

AB’nin hem insani koruma hem de ekonomik nedenlerle daha etkili yasal göç yollarına ihtiyaç duyduğu giderek daha fazla kabul görmektedir. Nüfusun yaşlanması, iş gücü açıkları ve AB üye devletlerindeki beceri eksiklikleri, iyi yönetilen iş gücü göçüne yönelik ilgiyi yeniden artırmıştır. Yüksek nitelikli çalışanlara yönelik AB Mavi Kart sistemi reformdan geçirilmiş olsa da düşük ve orta nitelikli iş gücü göçüne ilişkin daha kapsamlı çerçeveler hâlen yeterince gelişmemiştir. IOM’un temel sorunlara ilişkin genel değerlendirmesi bu konuda yararlı bir küresel perspektif sunmaktadır.

İlgili Haberler

No posts found!

AB Temel Haklar