Türkiye'de İnsan Hakları

AİHM, ByLock delilinden mahkûm edilen 947 kişi için daha ihlal kararı verdi: Aynı gün açıklanan üç karar daha

Paylaş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 29 Eylül 2026’da Türkiye aleyhine üç karar açıkladı. Kararlar, belirleyici biçimde ByLock mesajlaşma uygulamasının kullanımına dayandırılan silahlı terör örgütü üyeliği mahkûmiyetlerine ilişkin.

Mahkeme, 11 başvurucunun yer aldığı Korkmaz ve Diğerleri davasında “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini düzenleyen 7. maddenin ihlal edildiğine hükmetti. 345 başvurucunun yer aldığı Parun ve Diğerleri davasında 7. madde ile 6. maddenin 1. fıkrasının; 591 başvurucunun yer aldığı Ünal ve Diğerleri davasında ise adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi. Kararlar toplam 947 kişiyi kapsıyor ve kesin nitelikte.

Üç karar da İkinci Bölüm’ün aynı üç hâkimli Komitesi tarafından verildi. Komite, hukuki sorunun Mahkeme’nin yerleşik içtihadıyla çoktan çözüme bağlandığı davalar için öngörülen heyet. Türkiye hükümeti her üç davada da başvuruların Komite tarafından incelenmesine itiraz etti; Mahkeme bu itirazı her üçünde de reddetti.

Mahkeme kararlarında, iç hukuk makamlarının ByLock’u münhasıran örgüt mensuplarının kullanımı için tasarlanmış bir uygulama olarak değerlendirdiğini ve kişinin bu uygulamayı kullandığının tespit edilmesinin, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyet için tek başına yeterli sayıldığını kayda geçirdi.

Hükümet, mahkûmiyetlerin yalnızca ByLock’a değil çok çeşitli başka delillere de dayandığını ileri sürdü ve Mahkeme’den her başvurucunun yargılamasını kendi somut koşulları çerçevesinde değerlendirmesini istedi. Hükümetin saydığı deliller arasında şunlar yer alıyor: sendika, dernek veya vakıf üyeliği; Bank Asya hesap hareketleri; bazı yayınların bulundurulması; yurt dışı gezilerine katılım ile giriş-çıkış kayıtları; vakıflara yapılan bağışlar; çeşitli gösterilere katılım; sosyal medya paylaşımları; öğrenci evlerinde veya yurtlarda kalma; başka mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; aynı suçtan yargılanan kişilerle iletişimi gösteren HTS kayıtları; ve belirli kurum ya da şirketlerde çalışma.

Mahkeme, bazı başvurucular bakımından delillerin Yalçınkaya kararında ele alınmamış materyalleri de içerdiğini kabul etti. Bununla birlikte, o karardaki tespitlerinden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmadığını belirtti. Mahkeme’ye göre, yalnızca ByLock kullanımının tespit edilmesi tek başına, suçun tüm unsurlarının varlığının kesin kanıtı sayılmıştır; bu yaklaşım uygulamayı kullananlara fiilen objektif sorumluluk yüklemiş ve 7. maddedeki kanunilik ilkesine aykırı düşmüştür.

Adil yargılanma hakkı bakımından Mahkeme, her dosyanın kendine özgü yanları ne olursa olsun, iç hukuk mahkemelerinin ByLock’a ilişkin yeknesak ve bütüncül yaklaşımının bu yargılamaların usuli çerçevesini fiilen belirlediğine hükmetti. Gerekli güvencelerin sağlanmaması, davanın esasına ilişkin temel meselelerin ele alınmaması ve kararların gerekçelendirilmemesi, başvurucuların 6. maddenin 1. fıkrasındaki haklarının özüyle bağdaşmamıştır.

Mahkeme, Türkiye’nin darbe girişiminin ardından karşılaştığı güçlüklerin dikkate alınması gereken bir bağlamsal etken olduğunu kabul etti; ancak söz konusu sınırlamaların Sözleşme’nin 15. maddesi anlamında durumun gerektirdiği ölçüde zorunlu olduğuna hükmetmek için bir dayanak bulunmadığını belirtti.

Mahkeme, bazı dosyalarda, ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporları dosyaya girmeden mahkûmiyet kararı verildiğini; gerekçe olarak da, iletişimin içeriğinden bağımsız olarak uygulamanın kullanıldığının tespit edilmiş olmasının yeterli görüldüğünü kaydetti.

Üç davadaki başvurucuların tamamı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Başvuruların tamamı, gerekçesi özet nitelikte kararlarla kabul edilemez bulunmuştu.

Mahkeme tazminata hükmetmedi. İhlal tespitinin adil tazmin için yeterli olduğuna karar verdi ve yargılama giderleri bakımından da ödemeye hükmetmedi. Mahkeme, başvurucuların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesini talep edebileceklerini; kararın “sonuçlarına ve ruhuna” uygun biçimde yapılacak bir yeniden yargılamanın ilke olarak en uygun giderim yolu olacağını belirtti.

Üç karar, aynı grup içindeki dört önceki takip kararına atıf yapıyor: Temmuz 2025’te 239 başvurucuyu kapsayan Demirhan ve Diğerleri; Aralık 2025’te 852 ve 132 başvurucuyu kapsayan Seyhan ve Diğerleri ile Bozyokuş ve Diğerleri; Haziran 2026’da 264 ve 34 başvurucuyu kapsayan Çalı ve Diğerleri ile Dönmez ve Diğerleri. Bugün karara bağlanan 947 kişiyle birlikte, bu gruptaki takip kararları en az 2.468 başvurucuyu kapsamış oldu.

Bu kararların açıklandığı gün, Türkiye’de altı ilde polis, gerekçeleri arasında Bank Asya hesap hareketleri ve ankesörlü telefon kayıtlarının da bulunduğu bir soruşturma kapsamında 20 kişiyi gözaltına aldı.

Kaynaklar:

1- AİHM, Korkmaz ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 36880/20 ve diğer 10 başvuru, 29 Eylül 2026: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252506

2- AİHM, Parun ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 9991/20 ve diğer 344 başvuru, 29 Eylül 2026: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252505

3- AİHM, Ünal ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 61641/19 ve diğer 590 başvuru, 29 Eylül 2026: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252504

Son Haberler

AB Temel Haklar