Francesca Le Pera *
Giriş
Nefret söylemi genellikle, modern toplumlarda ifade özgürlüğünün kaçınılmaz bir biçimde aşınmasından doğan sıradan bir “kelime suçu” olarak tanımlanır. Oysa nefret söylemi aslında bir tür toplumsal zarar biçimidir ve bütün toplulukların sistematik olarak damgalanmasına ve ayrımcılığa uğramasına kolaylıkla dönüşebilir. Sözler insanları kimliklerine dayanarak hedef aldığında, bu sözler yalnızca aşağılayıcı bir dilden ibaret değildir: dışlamaya işaret eder ve şiddet içeren inançları normalleştirir.
Nefret söylemine ilişkin tartışmalar çoğu zaman yalnızca onun ifade özgürlüğüyle nasıl dengeleneceğine odaklanırken, hem toplu hem de bireysel düzeydeki toplumsal ve psikolojik sonuçlarına çok daha az dikkat gösterilmektedir. Bu olguyu sosyo-psikolojik boyutlarıyla anlamak, insan onurunu ve demokrasiyi koruyacak etkili politikalar geliştirebilmek için elzemdir.
Bu yazı, nefret söylemine dijital alanlarda, medya ortamlarında ve çatışma bağlamlarında kendini gösteren, daha geniş bir toplumsal olgu olarak yaklaşmakta, özellikle sosyo-psikolojik sonuçlarına odaklanmaktadır.
Bu yazı, nefret söyleminin ciddi psikolojik ve toplumsal sonuçları olduğunu ve bu nedenle yalnızca bir söylem meselesi olarak değil, daha geniş bir toplumsal zarar biçimi olarak anlaşılması gerektiğini savunmaktadır.
Önemli olan şu ki, bu tartışma net bir zincir izlemektedir: psikolojik zarar → korku ve geri çekilme → toplumsal bütünleşmenin zayıflaması.
Bireysel Psikolojik Sonuçlar
Bireysel alanla ilgili olarak, nefret söyleminin yansımaları; derinden hissedilen kişisel sıkıntı ve rahatsızlık deneyimlerinden, daha geniş ilişkisel toplumsal güvensizlik duygularına kadar çeşitlilik gösterir.
Ruh Sağlığına Yönelik Zararlar
Çok sayıda çalışma, nefret söylemine maruz kalmanın artan strese, duygusal sıkıntıya, depresyona ve uzun vadeli psikolojik zarara yol açtığını göstermektedir. Georgia Tech araştırmacıları tarafından çevrimiçi üniversite topluluklarında yürütülen bir çalışma[1], nefret söylemine maruz kalmanın stres düzeylerini nasıl artırdığını ve duygusal çalkantıyı nasıl derinleştirdiğini, aynı zamanda çevrimdışı nefret ifadelerini nasıl güçlendirdiğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca, ırkçı ayrımcılık içeren söylemin uzun süreli depresyon belirtileri, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluğu, agorafobi ve madde kullanımıyla ilişkili olabileceği gösterilmiştir[2].
Sosyal Kaygı ve Aşırı Tetikte Olma Hâli
Nefret söylemi, içsel psikolojik sıkıntının ötesinde, bireylerin toplumsal ortamlarda nasıl hareket ettiğini de etkiler.
Çeşitli Kanada üniversitelerinden araştırmacıların yürüttüğü araştırma[3], hem internet hem de diğer medya biçimlerindeki nefret söyleminin depresyonun ortaya çıkmasına ve yaşam doyumunun azalmasına nasıl yol açtığını ortaya koymaktadır. Dahası, bu araştırma nefret söylemi ile toplumsal kaygı ve terör saldırısı korkusu arasındaki güçlü bağlantıyı da göstermektedir. Bunun yanı sıra, diğer görgül çalışmalar[4] ise çevrimiçi nefret söylemiyle temasın, başkalarına karşı toplumsal güvensizlik ve aşırı tetikte olma hissi yarattığını öne sürmektedir.
Bu çalışmaların bir arada değerlendirilmesi, nefret söylemine sürekli maruz kalmanın, hedef alınan kişiler için ciddi psikolojik sonuçlar doğurma olasılığının yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkiler anlık bir rahatsızlıktan daha fazlasını temsil eder; uzun süreli, hatta kronik nitelikte olabilirler. Bir bütün olarak bu bulgular, nefret söyleminin insanların genel iyi oluş hâline ve toplumsal dünyada kendilerini güvende hissetme duygularına yönelik bir tehdit olduğunu göstermektedir.
Kritik olarak, bu psikolojik zararlar çoğu zaman davranışsal sonuçlara dönüşür: kendini güvensiz, kaygılı ya da dışlanmış hisseden bireyler, toplumsal ve kamusal yaşamdan geri çekilme eğilimindedir. Bu geri çekilme, demokratik süreçlere katılımı azaltır ve toplumsal bütünleşmeyi zayıflatır.
Bu zararlar bireyleri doğrudan etkilese de, birikimli etkileri toplulukları yeniden şekillendirir ve daha geniş toplumsal dinamikleri değiştirir. Korku, kaygı ve güvensizlik deneyimleri yaygınlaştığında, bunlar yalnız kalmaz; zamanla toplulukların nasıl işlediğini, nasıl etkileşime girdiğini ve birbirlerini nasıl algıladığını kademeli olarak dönüştürür.
Sosyolojik Etkiler
Toplumsal düzeyde nefret söylemi, toplumsal standartları, damgalanma kalıplarını ve normları şekillendirme gücüne sahiptir. Toplumsal gruplar arasında nefret ve düşmanlık örüntülerini sürdürerek, nefret dolu dil “öteki”ne yönelik şiddetin, ayrışmanın ve önyargının normalleşmesine yol açar. Dahası, ideolojik çatışmaya, toplulukların radikalleşmesine ve rekabetçi mağduriyete (competitive victimhood) dönüşen somut olgulara yol açabilir.
Bu süreçler, nefret söyleminin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını, aktif biçimde toplumsal normları ve kolektif davranışı yeniden şekillendirdiğini göstermektedir.
Şiddetin Normalleşmesi
Nefret söyleminin işlenmesi, düşmanlığa karşı kabulün artmasına ve kamusal söylemde şiddete karşı kademeli bir duyarsızlaşmaya katkıda bulunabilir. Savaş dönemi retoriği genellikle karşı tarafın sistematik biçimde insanlıktan çıkarılmasına dayanır. Düşmanı insan-altı yaratıklara ya da hayvanlara benzetmek, bireyleri bu tür nefretin insani sonuçlarından ahlaki olarak koparmaya yarar. Böylece nefret söylemi psikolojik engelleri düşürür ve insanları duyarsızlaştırır; bu da düşmanlığı (ve onun yollarını) meşru gösterir, aynı zamanda onu duygusal olarak daha kolay sindirilebilir hâle getirir.
Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD), bunu doğrulamıştır. İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin 2023 tarihli bir açıklamasında Komite[5], “7 Ekim’den bu yana Filistinlilere yönelik ırkçı nefret söyleminde ve insanlıktan çıkarmada görülen keskin artıştan […] özellikle de İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın 9 Ekim’de yaptığı ve Filistinlileri ‘insan hayvanlar’ olarak nitelendirdiği açıklamadan büyük endişe duyduğunu” bildirmiş ve bu dilin “soykırım eylemlerini kışkırtabileceğini” öne sürmüştür.
Radikalleşme
Düşmanlığın normalleşmesinin ardından, nefret söylemi radikalleşme süreçlerini daha da ileri taşıyabilir. Sosyal psikolojinin görgül bulgularına göre[6], nefret söylemine maruz kalmak, nefretin normalleşmesinin ardından toplumsal grupların radikalleşmesine yol açmaktadır. “Ötekilik” duygusu güçlenir, nefret dolu dil ve davranışların meşrulaştırılması da aynı şekilde pekişir. Bunun sonucunda ayrımcılık karşıtı normlar göz ardı edilir ve gruplar “öteki”ni şeytanlaştırırken kendi kimliklerine kapanır. Böylece bir kısır döngü başlar: empati kaybı saygı normlarının kaybına yol açar ve bu böyle sürer gider.
Daha açık biçimde ifade etmek gerekirse, bu süreç bir zincirleme tepki olarak anlaşılabilir: nefret söylemine tekrar tekrar maruz kalmak düşmanlığın normalleşmesine katkıda bulunur, bu da hedef alınan gruplara yönelik empatiyi azaltır ve nihayetinde ayrımcılığın, hatta şiddetin kabul edilebilirliğini artırır.
Bu kuramlarla uyumlu biçimde, çalışmalar[7] aşağılayıcı dile maruz kalmanın, başkalarının acısını anlama konusundaki nöro-bilişsel yetimizi zayıflattığını göstermektedir. Empatiyi zedeleyerek, nefret söylemi insanlıktan çıkarmanın normalleşmesine yardımcı olur ve bütün toplulukları başkalarının acılarına karşı duyarsızlaştırır.
Bu dinamikler, toplulukların başkalarının acısına giderek daha duyarsız hâle gelmesine yol açabilir ve araştırmacıların “rekabetçi mağduriyet”[8] olarak tanımladığı olguyu besleyebilir: kendi grubunun başkalarından daha fazla acı çektiğine ve bu nedenle tanınma, sempati, hatta misilleme konusunda daha büyük bir ahlaki hak sahibi olduğuna dair inanç.
Sonuç
Nefret söylemi çoğu zaman salt bir retorik, ne kadar rahatsız edici olursa olsun ifade alanıyla sınırlı kalan bir söylem olarak bir kenara itilir. Oysa sosyo-psikolojik kanıtlar başka bir şey söylemektedir.
Bireysel düzeyde nefret söylemi ruh sağlığını ve güvenlik duygusunu zedeler; kaygı, sıkıntı ve aşırı tetikte olma hissini besler. Toplu düzeyde ise toplumsal normları yeniden şekillendirir, düşmanlığı meşrulaştırır ve bütün toplulukları parçalayabilecek insanlıktan çıkarma ile radikalleşme süreçlerine katkıda bulunur.
Nefret dolu söylem normalleştiğinde, yalnızca simgesel kalmaz; bireylerin kendilerini ve başkalarını nasıl algıladığını değiştirir, empatiyi zayıflatır ve dışlanma ile kırgınlık döngülerini pekiştirir. Nefret söylemine sürekli maruz kalmanın en tehlikeli sonuçlarından biri de, gerçekten de, başkalarını insanlıkları içinde görebilme kapasitesinin kademeli olarak aşınmasıdır.
Nefret söylemini sosyo-psikolojik bir olgu olarak anlamak, tartışmayı “söylem mi sansür mü” şeklindeki dar çerçevenin ötesine taşır. Politika yapıcıları, sivil toplum aktörlerini ve kurumları, insan onurunu korumanın yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir zorunluluk olduğunu kabul etmeye davet eder.
Bu bakış açısının pratik sonuçları da vardır: politika yapıcılar ve dijital platformlar, sosyo-psikolojik araştırmaları düzenleyici çerçevelere entegre etmeli; eğitim sistemleri ise empati aşınmasını ve nefret söylemine sürekli maruz kalmanın uzun vadeli ruh sağlığı etkilerini etkin biçimde ele almalıdır.
Sonuç olarak nefret söylemi yalnızca ne söylendiğiyle ilgili değildir; nefrete tekrar tekrar maruz kalmanın bireylere ve topluluklara ne yaptığıyla da ilgilidir: korku, geri çekilme ve bölünme besleyerek, toplumsal bütünleşmenin ve demokrasinin en temel dayanaklarını sessizce aşındırır.
Kaynak bağlantıları
- “study” — https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7500692/#S23
- “it has been shown” — https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3505377/#abstract1
- “Research” — https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39822240/
- “Other empirical studies” — https://link.springer.com/article/10.1186/s40163-024-00204-y?utm_source
- “The Committee on the Elimination of Racial Discrimination” — https://tbinternet.ohchr.org/_layouts/15/treatybodyexternal/Download.aspx?symbolno=INT%2FCERD%2FSWA%2F9904&Lang=en
- “empirics of social psychology” — https://www.researchgate.net/publication/342330064_Hate_Speech_Epidemic_The_Dynamic_Effects_of_Derogatory_Language_on_Intergroup_Relations_and_Political_Radicalization
- “studies” — https://www.nature.com/articles/s41598-023-31146-1
- “competitive victimhood” — https://psycnet.apa.org/record/2012-26755-003